

Sağlık Bakanlığı Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürü, Dr Mehmet Rifat Köse: Halk sağlığı alanındaki birçok sorunun
çözümü, genç kadınlara ve kızlara kaliteli eğitim verilmesidir.
Fotoğraf Dr Mehmet Rifat Köse tarafından temin edilmiştir © 2003
Sağlık Bakanlığı Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü görevini altı yıldır sürdürmekte olan Dr Rifat Köse, UNICEF Türkiye Temsilciliği ile birçok program ve projede birlikte çalışmıştır. Bu ay Dr Köse’yi Sağlık Bakanlığı’ndaki makamında ziyaret ettik. Bahçeciliğe meraklı bir aile babası olan Köse, Türkiye’de kadın ve çocukların sağlığı ve gelişimleri konusundaki düşüncelerini bizimle paylaştı. Dr Köse kendi çocuklarından, onların hayvan sevgisinden ve gül yetiştirmenin ince noktalarından söz ederken bir kanarya da oda içinde uçuşup bize eşlik ediyordu.
Dr Köse, yönetici olmak istememişti. Zonguldak-Çaycuma-Hisarönü SağlıkOcağı Tabibi iken çevre sağlığı ve içme suyu konusundaki bir çalışması hayatını değiştirdi. O günden bugüne kadar hep yönetici olmak zorunda kaldı.
Bu meslekte ilerlemesi kendi isteği doğrultusunda gerçekleşmedi. Kendisinin biraz da hayıflanarak aktardığı gibi, uzmanlığın hemen ardından, İstanbul’daki ilk hastanemde Müdür Yardımcılığına getirildim. Böylece bir ay içinde yönetici konumuna geltirildim ve o günden beri yönetici olarak çalıştım.
Doktor ana–babalar olarak çocuklarımızın sağlığı ve gelişimi konusunda çok titiziz,
dedi. (Köse’nin kendisi halk sağlığı uzmanı, eşi ise dermatologdur.)
Biri erkek diğeri kız iki çocuğumuz var ve eşim her ikisini de ilk altı ay boyunca emzirdi. Kendi yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında daha uzun boylular ve genel olarak daha çabuk geliştiler. Okullarında da çok başarılılar. Bu durumda anne sütüyle beslenmiş olmalarının önemli bir payı olduğuna eminim.
Dr Köse evinde eşi Afet, çocukları 17 yaşındaki Çağrı ve 7 yaşındaki İlayda ile birlikte. Fotoğraf Dr Mehmet Rifat Köse tarafından temin edilmiştir © 2003
Söz anne sütüne geldiğinde Dr Köse doğal olarak daha büyük bir şevkle konuşuyor:
Tüm dünyada anne sütüyle beslenme sayesinde bir milyondan fazla bebek ölümü önlenebiliyor. Bebek mamalarıyla beslenenler ise enfeksiyonlara daha açık oluyorlar ve bu enfeksiyonlar, ergenlik döneminde daha ciddi, ölümcül sonuçlara yol açabiliyor.
Türk kadınları anne sütüyle beslemeyi anneliğin erdemleri arasında görürler. Yeni doğum yapan annelerin %95’i bebeklerini emzirirler. Bu oran ikinci aydan sonra ciddi biçimde düşer ek gıdalar vermeğe başlarlar ve altıncı aya gelindiğinde bebeklerini yalnızca anne sütü ile besleyen annelerin oranı %1-2 kadardır.
>Anneler ne denli iyi niyetli olurlarsa olsunlar, ortadaki gerçekler konusunda yeterince bilgilendirilmiş değillerdir ve kendileri de pek fazla şey bilmeyen aile çevresindeki daha yaşlı kişilerin öğütlerine bağımlı durumdadırlar.
Dr Köse’ye göre bebeklerin yalnızca anne sütüyle beslenmeleri konusu tek başına annelerin eğitilmeleriyle ele alınamaz.
Burada, birçok etmenin rol oynadığı karmaşık bir durum vardır. Annenin bu işe psikolojik olarak hazır bulunmasının yanında bebeğe ek besinlerin ne zaman verilmeye başlanacağının da bilinmesi gerekir. Annenin bu konudaki kararını etkileyebilecek dış etkenlerin, örneğin aileden gelen baskılara karşı sağlık görevlilerinin desteğine gereksinim vardır. Sözgelimi yaşlı kadınlar ağlayan bebeğin şekerli su verilerek yatıştırılması gerektiğini söylerler ki, bu kesinlikle yanlıştır. Böyle yapıldığında bebeğin iştahı kesilir ve anne sütü almayı red eder. Bu yönüyle bakıldığında, sağlık görevlilerinin nasıl eğitildikleri de büyük önem taşır. Bu konularda iyi eğitilmiş sağlık görevlileri anneye ve ailesine gerekli tavsiyelerde bulunabilirler, tavsiyelerinin yalnızca dinlenmesini değil aynı zamanda yaşama geçirilmesini sağlamaları önemlidir.
Yakınlarda yapılan bir yasa değişikliğiyle çalışan annelere günde iki saatlik emzirme izni tanınması son derece olumlu bir adımdır.
Annenin nasıl beslendiği, sütünün besleyici niteliğini etkiler. Annenin beslenmesinin belirli bir dengede olmasını sağlamak önemlidir. Doğum süreci annelerde demir eksikliğine sebep olmakta, anemi Türkiye’deki anneler arasında yaygın biçimde görülmektedir. Dolayısıyla, yeni doğum yapan kadınların demir takviyelerinin titizlikle izlenmesi gerekir.
Görüşmemiz Ana-Çocuk Sağlığı ile ilgili daha genel konulara kayarken Dr Köse de eğitim konusunu biraz daha açıyor:
Türkiye’deki kadınların hukuki statüsü, Batılı ülkelerdeki hakların ve avantajların hepsinin onlara da sağlandığı bir noktaya ulaşmıştır. Gelgelelim, eğitimsizlik bu hakların fiilen kullanımını büyük ölçüde sınırlandırmaktadır. Bu durumda, kız çocukların eğitim standartlarını yükseltmemiz gerekmektedir. Bu yöndeki çabaları güçlü biçimde destekliyoruz; çünkü, daha iyi bir eğitimin ana-çocuk sağlığı üzerinde olumlu etkileri olacaktır.
Sağlıkla ilgili konular arasında bir öncelik sıralaması yapmamız istendiğinde Dr Köse şöyle diyor:
Ana-çocuk sağlığıyla ilgili konular, neden- sonuç ilişkilerinden oluşan bir döngü ortaya çıkarır. Bu döngüde, bebeklik dönemindeki sağlık sorunları, daha sonraki yaşamda ortaya çıkan birçok sorunun kaynağıdır. Toplumu bir bütün ve uzun dönemde ele aldığımızda, ölümcül ya da güçten düşürücü nitelikte olan, işgücünün üretkenliğini azaltan hastalıklara ve koşullara öncelik tanıyoruz.
Örneğin Türkiye’de omuriliğin gelişimindeki sorunlar, hipotiroidi, folik asit yetersizliği ya da Down sendromu diğer hastalıklar kadar sık rastlanan sorunlar değildir. Buna karşılık, belirli hastalıklarla mücadelede öncelikleriniz değişse bile hastalıkları önem sırasına göre sınıflandıramazsınız. Örneğin, erken çocukluk döneminde göze batacak ölçüde belirgin olmayan bir demir yetersizliği ya da iyot sorunu, daha sonraları öğrenme güçlüklerine yol açabilir. Bu tür durumlardan, hem ana–babanın, hem de çocuğun yaşamı etkilenir. Dolayısıyla, önceliklerimizi elimizdeki kaynaklara göre saptamamız ve bu koşullara ve durumlara yönelik programlar geliştirmemiz gerekir.
Ülke ölçeğindeki sağlık sorunları bir günde ortaya çıkmaz. Bu sorunlar bir birikimin sonucudur ve dolayısıyla başarı için bütün sektörlerin işbirliği halinde çalıştıkları uzun dönemli programlar gerektirir.
Ülkede sağlık kuruluşları sayıca artmaktadır, kaynak, personel ve imkanlar açısından eskisine göre daha iyi donanmış durumdadırlar. Bütün bunlar çözüm için bir yere kadar yardımcı olur, bunun ötesine geçmek için daha güçlü psikolojik ve sosyal yaklaşımlara gerek vardır.
Halkın düzenlenen kampanyalara ve çeşitli etkinliklere katılmasını sağlamamız gerekmektedir. Böyle bir katılım halkın sağlık konularındaki bilinç ve duyarlılık düzeyini artıracaktır. Bu tür toplu girişimler sağlık görevlileri açısından da büyük yarar sağlayacaktır; bu sayede, sağlık konularına daha içtenlikli ortamlarda yaklaşma olanağı bulabileceklerdir. Birçok sağlık görevlisinin bütün bu anne ve çocuk ölümleri karşısında derin bir üzüntü duyduğundan eminim.
Kişisel olarak karşılaştığı güçlükler sorulduğunda Dr Köse yakınlarda İstanbul’da gerçekleştirilen bir eğitim toplantısından söz ediyor:
Anne sütüyle besleme konusunda bir seminer düzenlemiştik ve doktorların bu seminere isteksiz biçimde ve zorunlu saydıkları için katılmaları beni gerçekten düş kırıklığına uğratmıştı.
Seminerden kısa bir süre sonra Gaziosmanpaşa Hastanesi doktorlarından birinden mektup aldım. Doktor, meslektaşlarının isteksizlikleri konusunda benim ilk izlenimimi paylaşıyordu. Başlangıçta kendisi de öyle düşünmüştü: Böylesine basit bir konu için bir doktorun zaten yoğun olan zamanından bir hafta
çalınmasıhaksızlık oluyordu. Ancak, bir haftalık seminer sona erdiğinde bu doktorun düşünceleri değişmişti; çünkü gerek kendisinin gerekse diğer meslektaşlarının emzirme teknikleri konusunda bilmedikleri birçok şey olduğu ortaya çıkmıştı.
Dr Köse gülümseyerek ekliyor: Bu mektubu halâ saklıyorum.
Evet Deyin, İlkbahar 2003, bu sayımızda Bir Anne’nin Öyküsü’nü okuyabilirsiniz. Evet Deyin, Şubat 2002 sayısında Bebek Dostu Hastane Girişimi (BDHG) ile ilgili daha fazla bilgi okuyabilirsiniz.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
EVET DEYİN, İLKBAHAR 2003
Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 1MB]