

Genç bir anne ve iki aylık kız bebeği.
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2003
Yeni doğan bir bebeğin beslenmesinde en iyi yol, kendisine ilk altı ay boyunca yalnızca anne sütü verilmesidir. Anne sütüyle beslenme ölüm olasılığını azaltır, bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir ve gelişimini destekler. Anne sütü, bir bebeğin yaşamına başlarken alabileceği en iyi besindir. Ne var ki, yeni doğum yapan bir annenin bebeğini kendi sütüyle beslemesinde birtakım güçlükler ortaya çıkabilir. Buradaki öykü, bir annenin bu tür güçlükleri nasıl aştığını anlatmaktadır.
Doğum yapmama on gün kala ABD’den arkadaşım Liz beni ziyarete geldi. Doğum yapmak üzere olduğumu biliyordu ve durumumu öğrenmek istiyordu. Kendisi de bir süre önce doğum yapmıştı; bir ara sordu:
Çocuğunu emzirirken sana kim destek olacak?
Bunu daha önce düşünmemiştim. İlk doğumum olmasına karşın emzirmenin yararlarını tam olarak biliyordum ve doğacak bebeğimi kendi sütümle beslemeye kararlıydım. Bunun basit bir iş olduğunu düşünüyordum.
Liz,
İhtiyacın olursa ben buradayımdedi.
Sonunda küçük bir kızım oldu. Ailem ve yakın dostlarım doğum sırasında ve hemen sonrasında yanımdaydılar. Çevremdeki doktorlar ve hemşireler pratik önerileriyle bana yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Bebeğimi ilk kez emzirmeye çalışırken çevremde çok sayıda insan vardı.
Ama durum tam bir umutsuz vaka oldu. Annem ve görevli bir asistan dışında herkes, anne sütünün bebek bunu aldığında çok yararlı olduğunu, ancak almazsa mama verilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bebeğin aç olduğunu gören eşim bile kendisine bir şeyler verilmesi gerektiğini söylüyordu.
Bütün bu önerilere karşın bebeğimi emzirme çabalarımı sürdürdüm. Ancak, bütün çabalarıma karşın süt gelmiyordu. Sonunda ben de bir süreliğine pes ettim ve bebeğe doktorların tavsiye ettikleri bir mamayı verdik Gene de, onu kendi sütümle emzirmeye kararlıydım; bu nedenle bebek mama almış olsa da onu emzirmeye çalıştım.
Bebeğim üç gün içinde yenidoğan sarılığına yakalandı. Kendisini emzirmekte başarısız olduğum için zaten moralim bozuktu. Göğüslerim şişip taş gibi olmuştu. Annem ve görevli asistan masaj yaparak bana bu konuda yardımcı olmaya çalışıyorlardı, ama kendimi çok rahatsız hissediyordum. Kayınvalidem bebeğin hastalığını çok fazla ziyaretçi gelmesine bağlıyordu. Kısacası, ortam hayli gergindi.
Beşinci gün meme başlarımda büyük yaralar çıktı. Ben buna karşın emzirme çabalarımı sürdürmekte kararlıydım. Ağzına süt gelse de gelmesede, küçük kızımın bu temasın yaratacağı sıcak duyguları yaşamasını istiyordum.
Kendim de bir kadın doğum uzmanıyım; emzirmedeki başarısızlığım beni de endişelendirmişti.
İlk haftanın sonunda aklıma Liz ve bana söyledikleri geldi. Kendisini aradım. Onbeş dakika sonra yanımdaydı; güven verici sözleriyle beni yatıştırmaya çalışıyordu:
Bebeğini çok seviyorsun ve onu emzirmek istiyorsun. Tamam, bunun yapabilirsin. Ben kendim de on aydır bebeğimi emziriyorum ve bunun ne kadar kolay olabileceğini sana da göstereceğim.
Sonunda Liz’in sevecen desteği ve teşvikleriyle bebeğimi ilk kez emzirebildim.
Bunun ardından Liz beni düzenli olarak ziyaret etmeye başladı. Kendi bebeğini de birlikte getiriyor, bebeklerimizi ikimiz birlikte emziriyorduk. Bu iş için pompa kullanmasını da öğrendim. Pompayla sağdığım kendi sütümü biriktiriyor, böylece bebeğimin ben olmadığım zamanlarda da anne sütü alabilmesini sağlıyordum. Gerçi meme başlarım on hafta boyunca çok acıdı, ama annemin ve Liz’in desteğiyle bu işi sürdürebildim.
O ilk hafta yaşadığım sıkıntı ve endişeleri hiçbir zaman unutmadım ve bana destek verenlere şükrettim. Liz bana ABD’deki Anne Emzirme Destek gruplarından söz etti. Böyle bir ağın Türkiye’de de oluşturulabileceğini düşündüm. Ardından, benim gibi düşünen dostlarım ve meslektaşlarımdan oluşan küçük bir grupla işe başladık. Hukukçu bir dostum bana, bu oluşumun dernek statüsü altında resmi bir hüviyet kazanabileceğini söyledi.
Sağlık Bakanlığı (SB) ile UNICEF, Ana Uygulama Planı (ÜPEP) çerçevesinde yakınlarda bir emzirme programı başlatmışlardı. Bu programın amacı, bebek ölüm hızının azaltılması ve yeni doğan bir bebeğin anne sütüyle beslenmesi uygulamalarının yaygınlaştırılmasıydı. Kendi planlarımı yapmaya çalışırken, bu programa katılmam önerildi. Kabul ettim ve üç ay boyunca sağlık görevlilerine anne sütüyle emzirmenin yararları konusunda eğitim verdim.
Geçtiğimiz yıl Mayıs ayı başlarında dernek kurma iznini aldık ve gerekli formaliteleri tamamladıktan sonra derneğin ilk Genel Kurulu 2 Kasım’da yapıldı. Halen derneğin 51 üyesi vardır ve bunlardan sekizi Anne Emzirme Destek Grubunda görev yapmayı kabul etmiştir. Dernek olarak gerçekleştirdiğimiz dışa açık ilk etkinliklerden biri, Profesör Ayşe Baysal’ın da katıldığı Doğum Öncesi ve Sonrasında Anne ve Bebek Beslenmesi konulu panel oldu.
Kendi adıma, yeni doğum yapmış sekiz anneye destek verdim. O annelerde bir o kadarına destek veriyor.
Küçük kızım -- şimdi yirmi bir aylık halâ onu anne sütüyle besliyorum -- onu emzirmek dünyanın en büyük zevki ve mutluluk kaynağı.
Evet Deyin, Şubat 2002 sayısında Bebek Dostu Hastane Girişimi (BDHG) ile ilgili daha fazla bilgi okuyabilirsiniz. Anne Sütü İle Beslenmenin On Adımı Kaynaklar bölümünde bulunmaktadır. Programlar bölümünde İlk Altı Ay Sadece Anne Sütü ve Anne ve Çocuk Beslenmesine İlişkin Etkinlikler’e bakınız.
Bir sonraki sayfada Emzirmenin yararları hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
EVET DEYİN, İLKBAHAR 2003
Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 1MB]