

Kebab taşıyıcı çocuk.
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2003
Dünyamızın Çocuklar için Uygun bir Dünya olduğunu söyleyebilmek için yapılması gereken çok şey var. Çocuklarımızın çoğu ev ve aile güvencesinden yoksun. Yaşamları pamuk ipliğine bağlı olarak, her türlü maddi ve manevi suistimale açık biçimde sokaklarda yaşıyorlar. Türkiye diğer ülkelerden farklı değil. Sokaklarda yaşayan ve çalışan çocukların sayısı hergün biraz daha artıyor. Neyse ki, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) Diyarbakır’daki 75inci Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi’ndeki ekip gibi -- bu durumu değiştirmek için gayretle çalışan kuruluşlar ve bireyler var. Bu yazıda kendi hataları olmaksızın sokaklardaki yaşamla mücadele etmek zorunda kalan, kent çocukları hakkında altı öykü var. Bazıları başarılı olmuş, bazıları mücadeleye devam ediyor. Ama tümü de, içinde yaşamaya uygun bir dünya bulmak için her türlü çabayı gösteriyor. Çocukların kimliklerini korumak için isimler değiştirilmiştir.
On iki yaşında olan Sehmuz akşam geç saatte alışveriş yapanlara ve sinemaya gidenlere bir şeyler satarak sokaklarda güçbela yaşamaya çalışır. Ailesi uzakta olmamasına rağmen geceleri genellikle sokakta uyur.
Bir gün bebeklik çağında olan erkek kardeşi Dicle’yi Merkez’e getirir. Bebeğin sağlık durumu hakkında çok kaygılıdır: çocuk çok zayıf ve hasta görünmektedir. Dikkatli bir muayene Dicle’nin açlıktan başka bir rahatsızlığı olmadığını ortaya çıkartır. Derhal bebek maması alınır ve beslendikten sonra Merkez’dekiler çocuğun durumunu araştırırken Dicle bir süre uyumaya bırakılır.
Çocukların annesi yetersiz beslenme ve açlık nedeniyle iki çocuğunu kaybetmiştir. Anne Merkez’dekilere şunları anlatır: On çocuğum var. Kocam eve yılda ancak birkaç kez gelir, bu nedenle çocuklarımın bir kısmı para bulmak için çalışmak zorunda kalıyor. Bu durumda bile komşularımızın yardımıyla geçinebiliyoruz.
Anne artık diyafram kullanıyor (RİA) -- yakında bir sağlık merkezi olmasına rağmen, anne doğum kontrolü ve aile planlaması yöntemlerinden haberdar değildi.
Bugün, Sehmuz yatılı okula devam ediyor. SHÇEK okul çağına geldiğinde Dicle için de aynı şeyi yapmayı planlıyor.
Fırat on üç yaşında. Önceleri gelen geçene şeker satıyordu. Daha sonra dilenmeye başladığında sosyal hizmet uzmanları çocuğu gözlem altına aldılar. Neden dilenmeye başladığını sordular:
Bir akşam evde küçük erkek ve kız kardeşlerim yeterince yemek yememişlerdi ve hala açtık. Çalışıyor olmama rağmen, annemin bize ekmek pişirecek parası bile yoktu. Bu nedenle, ertesi gün dilenmeye başladım. Bu yolla daha fazla kazanıyorum.
O zamandan bu yana, sosyal hizmet görevlileri, okula gidebilmesi ve belki bir gün doktor olma isteğini gerçekleştirebilmesi için Fırat’ı dilenmekten vazgeçmeye ikna etmeye çalışıyorlar. Ancak, çocuk ailesinin mali sorunlarına çözüm bulmayı veya en azından kötü durumlarını hafifletmek için elinden geleni yapmayı kendi görevi olarak görüyor.
Maalesef Fırat için, yerel makamların ve SHÇEK’in mali açıdan böylesine zor durumda olan ailelere sunacak kaynakları sınırlı. Fırat’ın geleceğini şekillendirmek için herhangi bir umudu olabilmesi için, aşırı ölçüde ihtiyaç duydukları yardımın başka yerlerden geleceğini ümit etmekten başka çaresi yok.
On dört yaşında olan Murat hırsızlık yapan bir çeteyle birlikte. Ailesi yoksulluğun tüm zararlarından etkileniyor: uygun tıbbi bakımdan yoksunlar (erkek kardeşi tüberküloz nedeniyle yaşamını yitirmiştir); eğitimden yoksunlar ve tabii açlık ve yetersiz beslenme. Aile çaresizlik içindedir.
Murat’ın tuzağına düştüğü, önceden sezilebilir bu yoksulluk ve suç döngüsünü kırma çabasıyla, sosyal hizmet uzmanları Murat’ın çeteyle bağlantısını koparmaya ve yaşamını yasal yollardan kazanmaya çaba göstermeye ikna ederler. Murat birkaç aylığına fındık toplama işinde çalışacağı Karadenize gider.
Geri döndüğünde, tavsiyeleri ve iyi niyetleri yaz aylarında oldukça ikna edici olan sosyal hizmet görevlilerini ziyaret eder. Zayıf ve solgun göründüğü dikkat çeker.
Sabah saat beşten akşam saat sekize kadar öğlen yemeği yemeden çalıştığını söyler. Bu iş karşılığında aldığı ücret ise toplam 60 milyon TL yani ayda 30 milyon TL (cari döviz kuruna göre 37 US$’dan biraz fazladır). Murat, gitgide zayıfladıkça, işvereninin kendisini ucuz işgücü olarak sömürdüğünü çok iyi anlamıştır.
Murat öyküsünü bitirirken parayı masanın üzerine fırlatır ve şunları söyler:
Çetemle birlikte bunu bir günde kazanabilirdim ve bunun için de aç kalmam gerekmezdi!
Yaşları yedi ile on üç arasında değişen ve tümü akraba olan sekiz çocuktan oluşan bir grup sıcak yaz aylarında sokaklarda su ve buz satarak para kazanmaya çalışırlar.
Bir süredir Merkez’le ilgili söylentiler sokaklara yayılmıştır ve bu küçük grup da Merkez’e bir göz atmaya ve ne olup bittiğini anlamaya karar verir. Merkez’de bulduklarını onaylamış oldukları görünüyordu, çünkü çok kısa bir zaman içinde çocuklardan her biri adeta Merkez’in demirbaşı haline gelmişti. Müziğe inanılmaz ölçüde yetenekliydiler, gitar ve flüt derslerinden ve pratik bilgisayar eğitiminden tam olarak yararlandılar.
Merkez’in desteğiyle, sonuçta tam gün eğitime devam etmeye söz verdiler ve halihazırda devam ettikleri yatılı okula kaydoldular.
Şirvan on dört yaşında. Diyarbakır’da, sıcaklığın yaz aylarında 35°C’nin üzerine çıkması olağandışı değil. Şirvan yıl boyunca -- boğucu bir sıcaklığın yaşandığı yaz aylarında bile -- tuhaf bir palto giyme alışkanlığıyla kolaylıkla farkedilebiliyordu.
Bir gün, böyle bir giysiyle yoğun sıcağa nasıl ve neden göğüs gerdiği sorulduğunda, göğüslerinin gelişmesinin kendisine sorun yarattığını söyledi. Erkeklerin dikkatini çekiyordu ve bu durum bazen taciz edilmesine yol açıyordu. Sosyal hizmet uzmanları Sirvan’ın kaygıları hakkında annesiyle konuştuklarında, sorundan haberdar olduğu, ancak bu konuda bir şeyler yapma eğiliminde olmadığı görüldü.
Bu nedenle sosyal hizmet uzmanları, Şirvan’ı kendisini hem daha rahat hissedebileceği hem de istenmeyen dikkatlerden koruyacak biçimde giyinmeye yönlendirmeyi kendileri üstlendiler. Sonuçta, hem rahat ve modaya uygun hem de dikkat çekmeyecek derecede bol olan ince yazlık giysiler giymeye ikna edildi.
Şirvan halihazırda SHÇEK’in gözlemi ve Emniyet Müdürlüğü Çocuk Subesi’nin himayesi altında.
On üç yaşında olan Sinan sokaklarda yaşıyor ve çalışıyordu. Küçük yaşta elektrik çarpmıştı ve vücudunun bazı yerlerinde kalıcı yara izleri vardı. Durumundan utandığından yara izlerini saklamak için kalın giysiler giyiyor ve bir elini de kaybetmiş olduğu için eldiven takıyordu.
Kendi yüzündeki yanık izleri nedeniyle, yalnızca deneyim paylaşımından doğan, karşısındakinin duygularını anlama kabiliyeti olan yeni bir sosyal hizmet uzmanı Merkez’de göreve başlamıştı. Çocuğun yaralarına yönelik tavrı üzerinde odaklanarak birlikte çalıştılar. Dört ay sonra Sinan paltosuyla birlikte çekingenliklerini de terketti.
Sonuçta, Sinan yerel bir yardım derneği tarafından sunulan estetik tedavi ile birlikte açık ilköğretim eğitimine başlayacak özgüveni kazandı.
Ciddi bir psikolojik rahatsızlığı olan babası, Sinan’ı sadece Merkez’e devam ettiği için bile dövüyordu. İlk başta çocuğu sokakta çalışmaya yönlendiren kişi de babası idi. Annenin rızasıyla, Sinan, erkek ve kız kardeşleri SHÇEK’e bağlı yatılı kurumun bakımı altına alındılar. Bu noktada, baba Merkez’de görevli sosyal hizmet uzmanlarını şiddetle tehdit etti.
Buna rağmen, çocukların tümü okula devam ediyorlar ve Sinan üniversiteye gitmeyi planlıyor.
75inci Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi Türkiye’de, Güneydoğu’nun merkezinde, Diyarbakır’da SHÇEK ve GAP İl Müdürlüğü tarafından 1999 yılında kuruldu. Bir rehabilitasyon projesi olarak tasarlanan Merkez’de 480 kız ve erkek çocuk kayıtlı. Merkez, mümkün olduğunda ailelerle çalışıyor ve böylece bu çocukların kız ve erkek kardeşleri de dikkate alındığında 1,300’den fazla çocuğa ulaşıyor. Bunun yanısıra, Merkez’deki sosyal hizmet ekibi Diyarbakır sokaklarında yaşayan ve/ya da çalışan 3,000’den fazla çocuğun faaliyetlerini ve genel refahını sürekli olarak izliyor.
Merkez, Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediyesi, Eğitim ve Sağlık Müdürlükleri, Türk Ulusal Televizyon ve Radyo Kanalları, UNICEF ve diğer STK’larla birlikte çalışarak, ilgili diğer kuruluşlar arasında güçlü bir ağ kuruyor. SHÇEK Genel Müdürlüğü’ne düzenli olarak izleme ve değerlendirme raporları sunuluyor.
SHÇEK bu başarılı modeli diğer İllerde de uygulamayı planlıyor.
UNICEF’in bu projenin ve benzeri diğer projelerin gelecekteki başarısına katkısı fon ve kaynakların bulunmasına bağlıdır.
Ayrıntılı bilgi için, bizimle temasa geçerek Bağış Kataloğu’nu temin edebilirsiniz. Burada, Amaçlar, Hedefler ve bunlara ulaşmak için gerek duyulan bütçelere ilişkin bilgiler yer almaktadır. Yardıma karar verdiyseniz sayfanın altındaki Bizi Destekleyiniz bağlantısını izleyerek UNICEF Türkiye Milli Komitesi’ne doğrudan yardım da bulunabilirsiniz. Eğer telefon yada yazmayı tercih ederseniz, Ankara ve İstanbul’daki UNICEF Türkiye Milli Komite Ofisi İrtibata Geçme bağlantısını kullanınız.
Finansal destek sağlanamamış UNICEF Türkiye programları ve projeleri için daha fazla bilgi, Evet deyin, Sonbahar 2002 sayısında, Desteğinize Güvenebilir miyiz? okuyabilirsiniz.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
EVET DEYİN, KIŞ 2003
Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 730KB]