ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, Kış 2003: AIDS’i Anlamak

Bir grup çocuk havada ellerini birleştiriyor. Fotoğraf D Berry/Photolink © 1999

Dokunma -- HIV/AIDS virüsü günlük yaşamda dokunmayla bulaşmaz.
Fotoğraf D Berry/Photolink © 1999

Akkiz İmmün Yetmezlik Sendromu (AIDS) 1980’de ilk kez gündeme geldiğinde, AIDS’in gelecek nesiller üzerine düşürdüğü dehşet verici gölgeyi çok az kişi öngörebilirdi. İnsan İmmün Yetmezlik (HIV) virüsü direnci düşenlerde hastalığa neden olan bir enfeksiyon olmakla birlikte, AIDS’e karşı ‘savaş’ta AIDS’den bu dünyadan olmayan bir istilacı gibi söz etmekteyiz. Oysa gerçek olan, savaşın bilgisizlik, korku ve önyargı gibi kendi insani özelliklerimizle olduğu ve böylesine bir savaş için kendimizi -- yetişkinler ve çocuklar olarak aynı biçimde -- ancak birey olarak bilgilenerek silahlandırabileceğimizdir.

HIV/AIDS virüsü kan, kan ürünleri ve meni yoluyla bulaşır. Kendi konağı dışında yaşamını sürdüremez ve dokunma, aynı havayı soluma, yiyeceği paylaşma veya hatta öpüşme gibi olağan sosyal temasla bulaşmaz.

AIDS’in hala büyük ölçüde sır olduğu seksenli yılların başında, virüsün bulaşmış olduğu kanın nakliyle Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Avrupa’da çok sayıda insana hastalık bulaşmıştır. Ancak, ticari kan bağışı, Türkiye’de olduğu gibi dünyanın çok sayıda ülkesinde de uzun süreden bu yana yasaklanmış durumdadır. Bugün, tüm kan bağışları ve kandan türetilen plazma gibi ürünler virüs kanıtını bulmak için dikkatle taranmaktadır. Kan yoluyla enfeksiyon kapma vakaları genellikle damardan uyuşturucu kullananların enjektörleri paylaşması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de bunların sayısı oldukça düşük olduğu için, enfeksiyon vakalarının çoğunun korunmasız cinsel ilişki sonucunda meydana geldiği anlaşılmaktadır. Cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklarda olduğu gibi, virüsün bulaşmasına karşı tek korunma yolu sağlam prezervatif kullanımıdır.

Epideminin aksine pandemik söz konusu olduğunda, hastalığı denetim altına alma mücadelesi tek bir ülkenin veya kıtanın sınırlarını aştığı için hastalık küresel bir sorun olmakla birlikte, bireysel cinsel davranış konusu son derece önemlidir. Cinsel davranışla ilgili toplumsal adetler bu ‘savaş’ın ‘mayın tarlalarıdır’.

HIV için yapılan tüm testler ve ön tedavi ilke olarak Hükümet tarafından karşılanırken, en fazla enfeksiyon riski taşıyanları bilgilendirebilmek için birincil amaç bu ‘mayın tarlaları’nın üstesinden gelmektir. UNICEF, eğitim ve bilinçlendirme kampanyalarında Sağlık Bakanlığı (SB) ve diğer STK’larla birlikte çalışmaktadır.

Tatil Kaçamakları

Seyahatin yasaklardan kurtarıcı etkileri belirgindir. İş seyahatlerinde veya tatillerde, davranışlarımızı düzenlememize yardımcı olan alışılmış ev, iş ve ilişki etkenlerinden uzaklaşabiliriz. Bir tür macera arama, alışılmışın dışına çıkma duygusu, can sıkıntısı, zihin karışıklığı ve hatta yalnızlık duygularını telafi eder. Davranışlarımız hakkında sağlıklı karar verme yeteneği azalabilir.

2002 yılında, Türkiye’de turizm endüstrisi yaklaşık onbir milyon yabancı konuğa hizmet vermiştir.

Didim, 2000 yazı: bir garson heyecanla, bir ay önce tatilini geçirmeye geldiğinde tanıştığı Avrupalı bir genç kızla nişanlanmasını anlatmaktadır. Birkaç ay içinde geri döndüğünde nişanı bir yüzükle resmileştirmeyi planlamaktadırlar. Onsekiz yaşından büyük görünmeyen gencin, bu olayın bir tatil ‘çılgınlığı’ndan daha öte birşey olduğu beklentisi belki de biraz saflığından kaynaklanmaktadır. Muhtemelen yakın ilişkiye girmişlerdir; durum böyle ise, umarız prezervatif kullanmış olsunlar: genç kızın memleketinde damar içi uyuşturucu kullanımının yaygınlığı nedeniyle, genç kız cinsel ilişkide risk oranı yüksek bir eştir.

Genç garson konuşurken, yakındaki bir masada orta yaşlı bir turist kahvesini getiren bir başka garsona yoğun ilgi göstermektedir. Genç garsonun bu ilgiye alışkın olduğu açıkça ortadadır ve orta yaşlı bayanın uçarı şakalarına neşeyle karşılık vermektedir.

Dış ve iç göç ve kentleşme oranı arttıkça, seyahat eden Türkler için rasgele cinsel ilişkinin yarattığı tehlikeler yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da söz konusudur.

Askerlik görevini tamamlayan Selahattin Demirer iş bulmak için Romanya’ya gider:

Her şey ülkemizden çok farklıydı. Özellikle cinsellikle ilgili hiçbir önyargı yoktu … Bekar ve gençtim, cinsellikle ilgili bilgilerim yeterli değildi ve tecrübesizdim. Orada beraber olduğum kız arkadaşlarım oldu, fakat daha sonra başıma gelecek olayları bilemediğim için hayatıma eskisi gibi devam ediyordum. Eğer (korunmasız cinsel ilişkinin tehlikeleri hakkında) bugünkü bilgilerim olsaydı yaşadığım olayların hiçbirini kesinlikle yaşamazdım.

Demirer ülkesine döner ve evlenir. Bir kız bebekleri olur, ancak doğumdan kısa bir süre sonra HIV-pozitif olduğunu öğrenir. Eşi bu durumu anlayışla karşılar ve kendisine destek olur. Ancak, tedavisinin başında hem eşinin hem de kızlarının HIV-pozitif olduğu belirlenir. Küçük kız kısa sürede hastalığın kuvvetten düşüren etkilerine yenilir ve yaşamını yitirir. Karısı umudunu yitirir ve tedavi olmayı reddeder. Sonuçta eşi de yaşamını yitirir.

Bu hastalığa yakalanmış olanlara yönelik ortak önyargı konusunda Demirer şunları söyler:

Önemli olan, kendimizi bu hastalığa yakalanmış kişilerden değil, hastalığın kendisinden korumamız gerektiğini anlamaktır.

SB ve UNICEF, yurtdışına seyahat edenleri riskler konusunda bilgilendirmek için 2001 yılında bir bilinçlendirme kampanyası başlatılmıştır. Tüm pasaport kontrol noktalarında ‘Unutmayın’ başlıklı bir broşür dağıtılmaktadır.

Dobra Konuşmak

Türkiye’de nüfusun hemen hemen yarısını oluşturan çocuklar ve 25 yaşın altındaki gençler en büyük ve en duyarlı sosyal grubu temsil etmektedir. İlk evlilikte ortalama yaş yükselmektedir (halen erkekler için 24 yaş ve kadınlar için 19 - 20 yaş) ancak gençler çok daha küçük yaşta cinsel ilişkiye girmektedir. Yirmili yaşların sonundaki erkeklerin üçte birinin onsekiz yaşından itibaren cinsel açıdan aktif olduğu bilinmektedir.

Gençler için gençler tarafından yürütülen kapsamlı bir akran eğitimi programına gereksinim olduğu açıkça ortadadır. Geçmişte, UNICEF, İstanbul anakent bölgesinde akran eğitimini desteklemek için Türkiye AIDS Savaşım Derneği ile birlikte çalışmalar yapmıştır. 2001 yılından bu yana, Ana Uygulama Planı (ÜPEP) çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve diğer STK’larla işbirliği içinde, etkinlikler diğer illere yaygınlaştırılmıştır. ‘Ergen Sağlığı ve Gelişimi Projesi’, akranlarını tehlikeler konusunda bilgilendirecek, lider konumundaki gençlerin katılımını sağlamaktadır.

Prezervatif kullanımını teşvik eden, mizah unsurlarının yer aldığı ilk broşür bir gençlik grubu tarafından geliştirilmiş ve üretilmiştir. Konuya espirili ve neşeli yaklaşım, mesajın lise ve üniversite öğrencileri tarafından alınmasını sağlamıştır.

Sokaklarda yaşayan ve/ya da çalışan çok sayıda çocuk cinsel sömürü tehlikesiyle karşı karşıya olduğu için, ilgili kuruluşların enfeksiyon tehlikesi ve enfeksiyon tehlikesinden korunma ile ilgili danışmanlık hizmeti sunmasına ve önerilerde bulunmasına gereksinim olduğu açıktır. Herşeyden önce, bu çocukların sokakta yaşamanın tehlikelerinden korunmaları gerekmektedir. Evin emniyet ve güvenliğine ve toplumda bir yerlerinin olmasına gereksinimleri vardır.

HIV/AIDS, 2002 yılında ilk kez, ilköğretim programına dahil edilmiştir. Bilinçlendirme kampanyalarında afişler, broşürler ve televizyon yayınlarına başlanmıştır.

Diğer Girişimler

İlk vakanın rapor edildiği 1985 yılından bu yana, DSÖ, UNICEF, UNFPA ve UNDP gibi Birleşmiş Milletler kuruluşlarının tümü HIV/AIDS’e yönelik ulusal tepkide rol oynamışlardır. 2001 yılında Birleşmiş Milletler Tema Grubu (TG) kurulmuştur. TG, kaynakları bir merkezde toplayarak ve Birleşmiş Milletler’ye bağlı kuruluşların etkinliklerini koordine ederek halkı daha fazla bilinçlendirmeyi amaçlamakta olup, Hükümet ve STK’ların daha güçlü eylemlere girişmesini savunmaktadır. UNICEF 2001 yılından bu yana UNAIDS Tema Grubu’nun başkanlığını yapmaktadır. Ulusal AIDS Komisyonu ve ilgili diğer kuruluşlar bünyesindeki ortakları harekete geçirmek üzere, tam gün çalışacak bir danışman görevlendirilmiştir.

‘Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Tema Grubu’nun 2002 yılında Türkiye’de HIV/AIDS Durum Analizi’ raporunda yer alan tahminlere göre, pandeminin başlangıcından itibaren 7,000 ile 14,000 arasında insan AIDS hastalığına yakalanmıştır. SB tarafından Haziran 2002’de yayınlanan rakamlar, 1985 yılından bu yana toplam 1,429 HIV/AIDS vakasının rapor edildiğini göstermektedir.

Resmi kayıtlarla TG’nin en düşük tahmini arasındaki farklılık başlangıçta şaşırtıcı görünse de, Selahattin Demirer’in ifadesi bir ipucu vermektedir:

Hastalık ülkemizde vardır ve hızla yayılmaktadır, çünkü HIV pozitifliğinden şüphelenen insanlar test yaptırmaktan korkmaktadır … tedaviye gitmekten korkmaktadır.

HIV/AIDS’e karşı bir mücadele veriliyorsa, bu virüsle mücadele değildir -- bu, insanın kendini-koruması ile ilgili bir konudur. Gerçek mücadele, tüm dünyada bireyleri ve toplumu; onları riske atan korku, bilgisizlik ve önyargıya karşı eğitmek, bilgilendirmek ve danışmanlık hizmeti sunmak için verilmektedir.

HIV AIDS Gerçekleri hakkında ve Gençler Arasında HIV/AIDS’i Önleme Çalışmaları ile ilgili daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz. Evet Deyin, Şubat 2002 sayısında Ergenlerin Korunması konusunuda ele aldık.

HIV/AIDS’le Yaşamak’ başlıklı kitabından alıntı yapmamıza izin verdiği için Sayın Selahattin Demirer’e teşekkür ederiz -- ‘HIV’le Yaşamak’ Güneş Tip Kitabevi’inde mevcuttur.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa

ARŞİV
   

Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 730KB]

RSS feed bağlantısı * RSS nasıl kullanılır …