ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, Sonbahar 2007: Edmond McLoughney geçmişe — ve geleceğe — bakarken

Edmond McLoughney, erkek ve kız çocuklarla birlikte 2002 Vakıflar İlköğretim Okulu.

Edmond McLoughney, UNICEF Türkiye Temsilcisi erkek ve kız çocuklarla birlikte açılış töreninde, 2002 Vakıflar İlköğretim Okulu, Şanlıurfa, Eylül 2004.
Fotoğraf Sema Hosta © UNICEF Türkiye 2004

UNICEF Temsilcisi Eddie McLoughney altı yıllık görev döneminden sonra Türkiye’den ayrılmak üzere. McLoughney bu görüşmemizde tanık olduğu değişimlere ilişkin düşüncelerini dile getirdi ve çocukların durumunda değişim için giderek artan ivmeye işaret etti.

C. İlk geldiğinizden bu yana Türkiye’de pek çok şey değişmiş olmalı …

C. Evet, Türkiye’ye 2001 yılı Ağustos ayında geldiğimde ülke henüz finansal krizin sancılarıyla uğraşıyordu. O zaman merhum Bülent Ecevit Başbakandı. Şu anda UNDP’nin ve BM Kalkınma Grubu’nun başında bulunan Kemal Derviş de Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı idi. Bugünkü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise henüz siyaset sahnesine bile tam çıkmamıştı. Son seçimlerde oyların hemen hemen %50’sini alan AKP henüz yeni kurulmaktaydı. O günlerden bu yana ülke ekonomik durgunluktan parlak biçimde çıktı. 2002 yılından başlayarak yıllık ekonomik büyüme hızı çarpıcı rakamlara ulaştı.

Edmond McLoughney, Kofi Annan ile birlikte

Eski BM Genel Sekreteri, Kofi Annan Eylül 2006 Türkiye’yi ziyareti sırasında, Edmond McLoughney ile birlikte. Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2006

S. Ekonomik büyümeye insani kalkınma da eşlik etti mi?

C. Bence etti. Gerçi, özellikle çocuklar açısından, üstesinden gelinmesi gereken birtakım önemli işler var. Ancak, belli başlı bütün göstergeler iyi yönde. Örneğin, Türkiye İstatistik Kurumu’na göre 2001 yılında binde 27.8 olan bebek ölüm hızı 2006 yılında binde 22.6’ya inmiş bulunuyor ki bu da istikrarlı bir iyileşmeyi gösteriyor. Kurum ayrıca 15 yaşından küçük olup yoksulluk içindeki çocuk yüzdesinin de azaldığını belirtmektedir. Ancak bu oran halen %27 civarındadır ve bunun nedeni de yoksul çocukların genellikle kırsal kesimlerdeki kalabalık ailelere mensup olmalarıdır. Türkiye’de bulunduğum süre içinde UNICEF Haydi Kızlar Okula! kız çocukların eğitimi kampanyasının başlatılmasında Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte çalışmıştır.Kampanyanın hedefi, bütün kız çocukların okullaşmasıydı. Bu hedefe henüz tam olarak ulaşılmamıştır; ancak kampanya sonucunda 250 bin civarında kızın okula başlaması sağlanmıştır.

S. Kız Çocukların Eğitimi kampanyası kişisel olarak sizin açınızdan neden bu kadar önemli?

C. Geriye dönüp baktığımda Kız Çocukların Eğitimi kampanyasının benim en fazla mutluluk duyduğum girişim olduğunu düşünüyorum. Getirileri açısından başka hiçbir şey eğitimle boy ölçüşemez. Eğitim, insani ve ekonomik kalkınmanın mutlak önkoşuludur. 2000 yılı Nüfus Sayımına göre 6 yaşından büyük kız çocuklar ve kadınlar arasında okumaz yazmazlık Güneydoğu Anadolu’daki birçok ilde %50’ye yakındı. Okuma yazma bilmeyen bir kadının yaşamdaki şansı da çok sınırlı olacaktır. Bu kadınlar muhtemelen eşitsiz bir evlilik ilişkisine girecekler, çok sayıda çocuk yapacaklar — çünkü okumaz yazmazlıkla doğurganlık arasında yakın bir ilişki vardır — yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşayacaklardır. Dolayısıyla, kız çocukların okula gitmesi, uzun vadede ülkeyi ileriye iten ve insan kaynaklarını geliştiren o büyük kalkınma dinamiğini yaratır. Eğitim, yalnızca eğitim gören kızlara değil ilerideki ailelerine, topluma ve bir bütün olarak ülkelerine de yarar sağlar. Kız Çocukların Eğitimi kampanyası ile gerçek ivme yaratılmıştır ve kız çocukların eğitiminin bir sorun olduğu konusunda ülkede her düzeyde gelişkin bir duyarlılık oluşturulmuştur. Gene bu sayede toplumsal cinsiyet konularının önem verilmesi gereken konular olduğu fark edilmiştir. Bu bakımdan, en son seçimlerde meclise giren kadın sayısının bir önceki seçimlere göre yaklaşık iki kat daha fazla olması memnuniyet verici bir gelişmedir.

Edmond McLoughney, masada otoran iki kız Çocuğu ile birlikte

2004 Yazında Haydi Kızlar Okula! kampanyası sırasında neşeli bir an.
Fotoğraf Sema Hosta © UNICEF Türkiye 2004

S. Ölüm hızlarının azalmasına UNICEF’in katkısı ne?

C. Stratejiler, politikalar ve programlar konusunda tavsiyelerde bulunarak bu işin içinde yer almaktan gurur duyuyoruz. Örneğin, Bebek Dostu Hastane stratejisini öne çıkarmada hayli faal olduk. Bu strateji hastaneleri daha dostane mekanlar yapmanın ötesinde, yalnızca anne sütüyle besleme uygulamasını da öne çıkarıyor. Anne sütüyle beslemenin bebek ölüm hızının azalmasında rol oynadığından hiç kuşku duymuyorum. Bir kere, Bebek Dostu Hastane sayesinde, anneden ilk gelen ve kolostrum denilen sütün bebeğe verilmesinin zararlı olduğu yolundaki boş inanç kırılmaktadır. Anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır. Bunun küçük ve zayıf bebeklerin yaşamasına katkıda bulunduğundan eminim. Memnuniyet verici bir başka nokta da, bebekleri ilk altı ay yalnızca anne sütüyle besleme uygulamasının giderek yaygınlaşmasıdır. Bu uygulama, salt fiziksel gelişim açısından değil, zihinsel gelişim ve anneyle kurulan bağ açısından da çocuğun yaşama yapabileceği en iyi başlangıç anlamını taşımaktadır.

S. Bugün kaç tane bebek dostu hastane var?

C. 2001 yılında Türkiye’ye ilk geldiğimde ülkede 116 bebek dostu hastane vardı. UNICEF bu sayının arttırılması için Sağlık Bakanlığı ile çok yakın çalışmıştır ve bugün bebek dostu hastane sayısı 520’yi aşmıştır. 2002 yılında Konya bütün doğum yapılan kurumlarının bebek dostu olduğu il olarak ilan edilmiştir. 2007 yılına gelindiğinde toplam 81 ilin 67’si bu anlamda bebek dostu il durumundadır. Türkiye’de hastanelerde gerçekleşen tüm doğumların %87’si bebek dostu sertifikası olan kuruluşlardır. 2001 yılında bu oran %60 idi. Kanımca bu durum ölüm hızlarının sürekli azalması için gerekli zemini sunmaktadır.

S. UNICEF çocuk sağlığı alanında başka neler yaptı?

C. Önemli hayal kırıklıklarıyla birlikte belirli bir başarı da elde ettiğimiz alanlardan biri, iyot yetersizliği bozukluklarının önlenmesine yönelik tuz iyotlamasıdır. İyot yetersizliği, başta çok küçük çocuklar olmak üzere insanlarda zihinsel gelişimi olumsuz etkilemektedir. 2002 yılında hanelerin yaklaşık %64’ünde iyotlu tuz kullanılıyordu; en son araştırmaya göre bu oran şimdi %75’e çıkmıştır. Bu arada, idrar ölçümlerine göre ülkede ortalama iyot düzeyi litrede 100 mikrogramdır ve bu da tavsiye edilen asgari düzey olarak 100 mikrogramın üzerindedir. Birçok tuz imalatçısına iyotlama makineleri sağladık, iyotlu tuz kullanımını yaygınlaştırmaya yönelik birçok tanıtım toplantısını ve kamuoyu kampanyasını destekledik. Bu alanda henüz yapılacak başka işler var, ancak gene de çabalarımızla belirli bir ilerleme kaydedilmesinden memnunum.

S. Daha önce sözünü ettiğiniz güçlükler neler?

C. Yoksulluk açısından kırsal ve kentsel alanlarla ülkenin doğusu ve batısı arasında önemli farklar var. Bu, durum, çocukların refah düzeylerini belirlemede başvurduğumuz diğer sosyal göstergeler açısından da böyle. Örneğin, beş yaş altı ölüm hızı, okullaşma ve okur yazarlık oranları gibi. Eğitim alanında, okullulaşmanın yanı sıra eğitimin kalitesi üzerinde de duruyoruz. Sağlık ve eğitimde sayısal göstergelerde iyileşme görüyoruz. Örneğin ölümlerin azalması, okullara daha çok çocuğun kaydolup devam etmesi gibi. Ancak, çocuk koruma alanında ortaya yeni çıkan birçok konu var. Ne yazık ki bugün 2001 yılına göre sokaklarda çalışan çocuk sayısı daha fazla. Çocuk istismarı vakaları daha çok duyulur oldu. Gerçi bunun bir nedeni de bu konudaki tabuların kırılmış olması. Bu arada, internet kullanımının yaygınlaşması da çocuklar açısından Internet güvenliği sorununu beraberinde getirdi. Dolayısıyla çocuk koruma büyük bir görev olarak önümüzde duruyor. Türkiye ekonomik ve sosyal açıdan daha geliştikçe, hiç kuşkusuz çocuk istismarı gibi konular da gündemde daha öne çıkacaktır.

S. UNICEF’in aslında daha fazla şey yapmış olabileceğini düşündüğünüz alanlar var mı?

C. Kuşkusuz, özellikle eğitim ve çocuk koruma alanlarında bundan daha fazlasını yapmış olmak isterdik. Örneğin, özürlü çocukların tanıtımı ve savunusu için her fırsattan yararlanırken, bu alanda öyle ete kemiğe bürünmüş bir programımız yok. Oysa bunun üzerinde de odaklanmak gerekiyor. İnsani ve finansal kaynaklar sınırlı; üstelik her şeyi bir anda yapmaya kalkarsanız sonunda hiçbir şey yapamama gibi bir risk de var.

Edmond McLoughney, karatahtada iki kız Çocuğu ile birlikte

2004 Yazında Haydi Kızlar Okula! kampanyası sırasında bir başka an.
Fotoğraf Sema Hosta © UNICEF Türkiye 2004

S. UNICEF’in stratejisi nasıl değişti?

C. Eskisine göre artık daha az program uygulayıcısı, daha çok program danışmanı ve savunucusuyuz. İyi bir savunucu olmak için elinizde doğru bilgiler, veriler ve araştırma bulguları olması gerekir. Dolayısıyla, araştırmaya daha fazla önem veriyoruz. Doğru ve yerinde programlar geliştirebilmek için elinizde iyi bilgiler, araştırmalar ve analizler olması gerek. Bu bağlamda ayrıca yaşam kalitesi göstergelerinin kullanımı için yaptığımız çalışmadan da söz etmek isterim.Yaşam kalitesi göstergeleri, çocuklara yönelik hizmet açıklarının belirlenmesinde işlevlidir. Böylece, açık olan alanlara daha fazla dikkat gösterilmekte, daha fazla kaynak tahsis edilmektedir. Sanıyorum, daha uzun vadede bunun getirileri görülecek. Bunlara şimdi DevInfo (Kalkınmışlık Bilgisi) diyoruz. Hükümetle birlikte üzerinde çalıştığımız bu sofistike yazılım bütün illere yaygınlaştırılacaktır. Ortaklıklar oluşturma bakımından da iyi işler yaptığımızı düşünüyorum. En önemli ortağımız olarak hükümetle de özel olarak iyi ilişkilerimiz var.

S. UNICEF çocuklarla ilgili konulara dikkat çekmek için başka neler yaptı?

C. Sanırım tanıtım savunu amacıyla kullandığımız bazı araçları daha iyi işler hale getirdik. Türkiye’de göreve başladıktan hemen sonra çıkmaya başlayan bülten Evet Deyin hükümet çevrelerinde, STK’larda, diplomatik misyonlarda ve medyada hayli yaygın biçimde izleniyor. Birkaç yıl önce yenilediğimiz web sayfasının giderek gelişmesinden de çok memnunum. UNICEF’te en fazla ziyaret edilen ülke ofisi web sayfası buradaki. Bu da insanların bizim söyleyecek sözümüz olduğunu düşündüğünü gösteriyor ve ülkede iyi bir izlenim bıraktığımızı kanıtlıyor. Bu olanaktan çocukların sesini duyurmak, çocuklarla ilgili konuları öne çıkarmak, destek sağlamak, bilinç ve duyarlılık geliştirmek ve harekete geçmek için yararlanmamız çok önemli.

S. Sizce bugün çocuk haklarına ilişkin duyarlılık geçmiştekinden daha fazla mı?

C. Evet. Çocukların kendileri dahil bugün bilinç ve duyarlılığın tüm ülkede daha gelişkin olduğunu düşünüyorum. Bu tür konularda gelişme için belirli bir zamana ihtiyaç vardır. Genel olarak insan, özel olarak da çocuk haklarına ilişkin duyarlılık bugün kamusal alanda benim ilk geldiğim günlere göre çok daha yaygın.

Edmond McLoughney, Ann M. Veneman ile birlikte

UNICEF Küresel İcra Direktörü, Ann M. Veneman Haziran 2007 Türkiye’yi ziyareti sırasında, Edmond McLoughney ile birlikte.
Fotoğraf Sedat Suna © UNICEF Türkiye 2007

S. Sizce UNICEF Türkiye’de daha ne kadar kalacak?

C. Türkiye gibi orta gelir düzeyindeki ülkelerin sosyal sektöre ayırabilecekleri kendi öz kaynakları giderek artmaktadır. Bu da, UNICEF’in ülkede kalması gerekip gerekmediği ve rolünün ne olacağı gibi sorulara yol açmaktadır. Ortadaki gerçek şu ki, Türkiye’deki toplam 25 milyon çocuğun %27’si halen yoksulluk içindedir. Bu da fırsatlardan yoksunluğu, düşük eğitim düzeyini, sağlıksızlığı ve diğer güçlükleri beraberinde getirmektedir. Öyleyse, daha yapacak iş vardır. UNICEF’in, hakları yaşama geçirilmemiş çocuklara yönelik politikalar ve stratejik planlamada hükümetle ve sivil toplumla birlikte çalışabileceğini düşünüyorum. Bir de, hem bir milli komiteye hem de ülke ofisine sahip olma açısından Türkiye’nin UNICEF’te kendine özgü bir yeri olduğunu eklemeliyim. Bu, orta gelir düzeyindeki diğer ülkeler için bir model olabilir. Kişisel olarak bunu son derece akılcı bir yaklaşım olarak görüyorum: Milli Komite kaynakları seferber ederken, UNICEF ülke ofisi de bundan çocuklar adına azami yarar sağlamak üzere kendi uzmanlığını devreye sokuyor …

S. Sizin yerinizi alacak olan temsilciye hangi tavsiyeleriniz var?

C. Hiçbir işe alelacele kalkışılmamalı. Önce, bütün ortaklar iyice tanınmalı. Program iyice öğrenilmeli. Personel tanınmalı. Sahaya fazlaca ziyaret yapılmalı, ülke tanınmalı. Bence bütün bunlar temel önemde. Ülkenin dolaşılması, illere gidilmesi, illerdeki ortakların tanınması, çocukların duruma hakkında bilgi edinilmesi, insanların UNICEF’le birlikte iş yaparken neler hissettiklerinin öğrenilmesi, en etkili biçimde nasıl çalışılabileceğinin düşünülmesi; bütün bunlar gerekli. Benim kendi deneyimime göre bütün bunlar yaklaşık 6 aylık bir süreci gerektirir. Ancak bundan sonra ve karşılıklı görüş alışverişi temelinde, ne tür değişiklikler gerektiğine karar verilebilir. Programlarımızdaki ivmenin bundan sonra da korunabileceğini umuyorum. Bu arada, bir parça geride kalan programlar varsa, bunlara da yeni bir ivme kazandırmak gerekir.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa