ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, Sonbahar 2007: Sokaklardaki çocuklar: karma bir yanıt

Sokakta dilenen bir kız çocuğu

Fotoğraf Veli Gurgah/Anatolian Ajansı tarafından temin edilmiştir © 2007

Sokaklarda yaşayan ve çalışan çocuklara ilişkin kaygılar bir dizi yeni kurum ve hizmetin gelişmesine yol açtı. Yaşanan başarı öyküleri var ve bu konumdaki çocuk sayısı kimi yerlerde azalmaya da başladı. Ama hala dışarıda çocuklar var.

Fuat (gerçek adı değil) beşinci sınıfa gidiyor, ancak kısacık kesilmiş saçlarına ve ince esmer kollarına bakıldığında daha küçük yaşta görünüyor. Kendisini akşam 7 civarında, üzerinde gömleği, ayağında sandaletleri ve kirli okul pantolonu ile evine gitmek üzere 302 numaralı otobüse binmeye çalışırken görebilirsiniz. Arkadaşları gibi o da sabahları Ankara kalesinin gölgesindeki bir gecekondu mahallesinde olan okuluna gidiyor; öğleden sonraları ise ailesine destek olmak için kent merkezinde çalışıyor. Annesinin babasının nereden geldiği, ne iş yaptığı, ne kadar para kazandığı ve bu paranın nereye gittiği gibi sorulara kaçamak yanıtlar veriyor. Öğretmenim ayakkabı boyacılığı yaptığımı biliyor, ama bir şey demiyor.

Yaklaşık 10 lira karşılığında her çocuk omuz askılı, ayak konacak yeri, sünger, boya, cila ve fırça gibi gerekli şeylerin konulacağı bölmeleri olan bir boya sandığı alabilir. Ardından zabıta ile gündelik mücadesi başlar. Zabıta onu bulunduğu yerden kovabilir, hatta sandığına el bile koyabilir. Yaşı küçük olduğu sürece, bu işi parklardaki veya kaldırımlardaki sabit yerlerinde yapan yetişkinler olmasına rağmen, bu çocuğa ayakkabısını, çok kirli olmasa bile, boyatmak isteyecek iyi yürekli bir erkek veya kadın bulabilir. Ancak bu işi yapan küçüklerin, tiner ve bali gibi maddeler kullanan daha büyük yaşlardaki çocuk çetelerine karşı dikkatli olmaları gerekecektir.

İlk şok

Gezici ayakkabı boyacısı çocuklar Türkiye’de sokaklarda çalışan kız ve erkek çocukların bir bölümüdür. Bunların dışında simit satanlar, çöp karıştırıp toplayanlar, araçlar ışıkta durduklarında cam silenler, köşelerde ve otobüs duraklarında kağıt mendil, kalem gibi şeyler satanlar da vardır. Sokarlardaki çocukların sayısı 1990’ların ortalarından itibaren artmaya başladı. Artık, bina girişlerinde uyuyan, dükkanlara girip hırsızlık yapan, yankesicilikle uğraşan çocuklar da daha sık görülür oldu. Böylece resmi yetkililer ve yurttaşlar, daha önceleri akıllarına hiç gelmeyen bu sorunu dikkate almak zorunda kaldılar.

Bu ilk şokun atlatılması biraz zaman aldı. Yavaş yavaş görüldü ki, bu çocuklar salt bir dert değildi, aynı zamanda tehlike içindeydiler; görevlilerin, yoldan gelip geçenlerin ve diğer çocukların tacizine ve şiddetine maruz kalıyorlardı; soğuk, açlık, aşırı yorgunluk ve egzoz gazları sağlıklarını tehdit ediyordu; suiistimale, kazalara, yerli yersiz her tür suçlamaya açık haldeydiler ve okul kariyerleri de — eğer var ise — mutsuz ve başarısız kalmaya mahkumdu. Sanki farklı bir türden kişilermiş izlenimini verdiği için onlara sokak çocukları diye etiketlememeyi kararlaştırdık.

Dinleme ve öğrenme

Ardından onlarla konuşmaya başladık. Öğrendik ki, aralarından kimileri parçalanmış ailelerin çocuklarıydı; pek çoğu, başta Güneydoğu Anadolu olmak üzere başka illerden göçüp gelen, yoksul ve kalabalık ailelere mensuptu. Böylece, sokağın çocuğu ile sokaktaki çocuk arasındaki farkı kavramaya başladık. Sokağın çocuğu günün 24 saatini sokaklarda geçiriyordu; sokaklardaki çocuklar ise kendi harçlıklarını çıkarmak ve ailelerine destek olmak için okul sonrasında ve hafta sonlarında sokaklarda çalışmaktaydı. Gene öğrendik ki, bu çocuklar kendilerine yönelik aşağılama ve ayrımcılığa karşı duyarlıydılar. Sayıları, 2000’lerin başında 40 bin ile 80 bin arasında tahmin edilmekteydi. Her yaştan olmak üzere çoğunluğu erkekti; ancak aralarında ilkokul çağında kız çocuklar da vardı.

Sonunda, harekete geçtik. Halen sokakta olanları korumanın, topluma yeniden kazandırmanın ve başka çocukların ise onlara katılmasını önlemenin yollarını aramaya başladık. Duyarlı yurttaşlar bu çocuklar için dernekler kurmaya başlarken, belediyeler de yardımlarda bulunuyor, barınma yerleri açıyordu. Bir resmi kuruluş olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) birçok ilde bulunan çocuk ve gençlik merkezlerinde bu çocuklara yönelik hizmetler vermeye, çeşitli etkinlikler düzenlemeye ve barınma imkanı sağlamaya başladı.

Yeni Hizmet Modeli

2004 yılında, SHÇEK’ten sorumlu Devlet Bakanlığı eşgüdümünde, Adalet, İçişleri, Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlıklarının katılımıyla bir bakanlıklar arası komite oluşturuldu. Bu komite Sokaklarda Yaşayan ve/veya Çalışan Çocuklar için Yeni Hizmet Modeli hazırladı. Amaçlar arasında çocuklara barınma ve rehabilitasyon alanında yardım edilmesi, okullara kayıt veya yeniden kayıt yer almaktaydı. UNICEF bu çalışmaya teknik destek sağladı.

Mevcut örnek uygulamaları ve uluslararası deneyimi temel alan model, ilgili çocukların belirlenebilmesi için gezici ekiplerin ve sokak bürolarının oluşturulmasını öngörmekteydi. Böylece çocuklar gerektiğinde tıbbi veya sosyal rehabilitasyon merkezlerine yönlendirilebilecekti. Bu süreçte her çocuk bir sosyal çalışma görevlisi, psikolog veya çocuk gelişim uzmanı tarafından desteklenecekti. Mümkün olduğu her durumda sokaklarda yaşayan çocuklar aileleriyle yeniden bir araya getirilecek, diğer durumlarda ise SHÇEK kurumlarına veya yatılı okullara yerleştirilecekti.

Önleme ve tedavi

Sokak yaşamının önlenmesine artık en az tedavi kadar önem verilmektedir. Sokakta yaşamaya veya çalışmaya başlama riski altında bulunan çocukların belirlenmesine çaba gösterilmektedir. SHÇEK bu konumdaki çocukların ana babalarına eğitim ve bağışlar yoluyla destek olmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, okuldan ayrılma riski bulunan çocukları belirleyip desteklemek üzere öğretmenlerin ve rehber öğretmenlerin kapasitesini geliştirme çalışmaları yürütmektedir. Bu konudaki kamuoyu kaygılarının bir göstergesi olarak, 2005–6 döneminde çocukların neden sokaklara sürüklendiklerini araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek üzere bir meclis araştırması yapılmıştır.

Bu arada, 2005 yılı Haziran ayında İstanbul’da düzenlenen bir konferansta yeni hizmet modelinin uygulanması konusu tartışılmıştır. SHÇEK, Milli Eğitim Bakanlığı Proje Koordinasyon Merkezi ve UNICEF tarafından ortaklaşa düzenlenen bu konferansa çeşitli bakanlıklar ve uluslararası kuruluşlardan yetkililerin dışında, TBMM üyeleri, çocuklar ve medya ile birlikte valiliklerden, belediyelerden ve hükümet dışı kuruluşlardan temsilciler de katılmışlardır. Bu konferansı takiben, sorundan en fazla etkilenen Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve Mersin illerinde bir dizi yerel çalıştay düzenlenmiştir. Bu illerin her birinde bir İl Eylem Planı (İEP) ve bununla birlikte uygulamaya dönük iki yıllık bir plan hazırlanmıştır.

Hazırlanan planların çoğu, sokaklarda yaşayan veya çalışan çocuklarla bu risk altında olanlara yönelik mesleki eğitimin önemini vurgulamakta, bu sayede çocuklara iş bulmalarını sağlayacak beceriler kazandırılarak pek çoğunu çalışma yaşamına iten yoksulluk döngüsünün kırılabileceği görüşünü öne çıkarmaktadır. Bazı kentler medya ve muhtarlarla birlikte çalışarak alo yardım hatları oluşturmaya ve bilinç–duyarlılık geliştirme toplantıları düzenlemeye karar vermiştir. Uygulamaları izlemek üzere, çocukların da yer aldıkları yerel ölçekli sektörler arası konseyler veya komiteler oluşturulmuştur.

Sonuç alınıyor mu?

Avrupa Birliği’nden Uluslararası Çalışma Örgütü’ne, belediyelerden HDK’lara kadar diğer kuruluşlar da, sokaklarda yaşayan veya çalışan çocuklarla ilgili kendi etkinliklerini doğrudan ya da çocuk işçiliği ve kanunla ilişki halinde olan çocuklar gibi ilgili alanlardaki projeler bağlamında yürütmüşlerdir. Hedeflenen illerden alınan geri bildirimler şunları göstermektedir:

  • Sokaklarda yaşayan ve/veya çalışan çocuklara hizmet veren birimlerin, tesislerin ve kurumların sayısı artmıştır. İEP uygulanan hemen hemen bütün kentlerde gezici birimler ve eşgüdüm merkezleri bulunmaktadır. Yalnızca İstanbul’da 15 gezici birim faaliyet göstermektedir. Bu kentlerin çoğunda ayrıca sokaklardaki çocuklar için barınma yerleri de bulunmaktadır. Kimilerinde ise sokak büroları ve/veya ilk uğrak merkezleri vardır. Kentlerin hepsinde sokaklarda yaşayan veya çalışan çocukların sosyal rehabilitasyon hizmeti alabilecekleri merkezler vardır. Örneğin Bursa’da etkileyici bir girişim olarak Sevgi Köyü kurulmuştur ve yeni tesis bilgisayar, müzik, spor ve diğer çeşitli faaliyetlere imkan tanıyacak biçimde donatılmıştır.
  • Ankara, Antalya, Diyarbakır, Istanbul ve İzmir’de uyuşturucu bağımlılığı rehabilitasyon merkezleri vardır. Bu merkezlerde uyuşturucu ve madde bağımlılığı olan 300’den fazla çocuk tedavi görmüştür. İstanbul ve İzmir’de ayrıca tıbbi rehabilitasyon merkezleri de bulunmaktadır.
  • Okula gitmeyen 1.000’den fazla çocuk, kimileri yatılı böle okulları olmak üzere, okullara kaydettirilmiştir. Ayrıca, okula kayıtlı olan, ancak düzenli devam etmeyen 2 bin kadar çocuk da okullarına düzenli devam etmeye başlamıştır.

Ağdan kayıp gidenler

Bütün bu gelişmeler sonucunda — ve muhtemelen ekonomik koşulların da düzelmesiyle — kimi illerdeki resmi yetkililer sokaklarda yaşayan ve çalışan çocuk sayısının azaldığına inanmaktadır. Buna karşılık sivil toplum temsilcileri, çocukları sokaklara iten toplumsal koşulların — örneğin göç, gelir eşitsizlikleri ve ailelerin parçalanması — bugün de sürdüğü görüşündedir. Sorunun en ağır olduğu kentlerde sokaklarda hala çocuklar olduğunu görmek mümkündür.

Fuat’ın abisi ayakkabı boyacılığına yedi yıl önce tamamen kendi isteğiyle başladığını söylüyor. İlk gün gerçekten çok zordu, ancak ailecek ihtiyacımız vardı ve böyle bir iş de boş gezmekten daha iyiydi. Söylediğine göre artık kendi mahallesinden daha az çocuk dışarıda çalışmaya gidiyor, ve daha çoğu okullarına devam ediyor. Ama şunu da ekliyor: 12 yıl boyunca garson, seyyar satıcı, ayakkabı boyacısı olarak çalışıp hasta ana babasına destek olurken kimse onlara yardım etmemişti. O’nun hiç yaşanmamış çocukluğu, sokak yaşamının yoksulluk ve diğer sosyal sorunlardan soyutlanmış şekilde ele alınamayacağını ve güvenlik ağlarının da henüz çok gevşek kaldığını bize çarpıcı biçimde anımsatıyor.

Sokaklarda yaşayan ve örneğin yapıştırıcı gibi maddelere bağımlı hale gelen çocuklar söz konusu olduğunda rehabilitasyon merkezleri her zaman bulunamamaktadır ve tedaviyi reddedip eski yaşantılarına geri dönen çocukların da olduğu belirtilmektedir. Bu konumdaki çocukların sayısı az olabilir; ancak onların da diğer kız ve erkek çocuklar gibi eğitim, sağlık ve koruma alanlarında aynı haklardan yararlanabilmeleri gerekir.

Sosyal politika için bir test

Bu alanda görev yapan bakanların, Yeni Hizmet Modelinin uygulanması konusunda değerlendirmelerde bulunmak üzere yakında SHÇEK ve UNICEF yetkilileriyle bir araya gelmeleri beklenmektedir. Daha fazla barınağa, gezici ekibe, eşgüdüm merkezine ve sağlık merkezine ihtiyaç olabilir. Ayrıca, finansman sorununun da değerlendirilmesi gerekebilir. Kendi özel bütçeleri olmadığından İEP’ler bugüne dek ödünç alma esasına göre, bir kuruluştan bina, diğerinden araç, başkalarından ise sürücü ve öğretmen temin edilerek yürütülmüştür. Merkezi hükümete bağlı kuruluşlar, belediyeler ve HDK’lar yerel düzeydeki eşgüdümü daha etkili hale getirebilirler; halen pek çok husus valilerin veya vali yardımcılarının kişisel kararlılıklarına bağlı kalmaktadır.

Ülke ölçeğinde ele alındığında ise, sokaklardaki çocuklar konusu, yoksul veya şanssız ailelerin ve çocukların toplumun başkalarına sunduğu fırsatlardan mahrum edilmelerinin bir sonucu olarak görülerek çözülmelidir.

İsmail Barış, SHÇEK Genel Müdürü

İsmail Barış,
SHÇEK Genel Müdürü
Fotoğraf Oğuz Sağdıç
© UNICEF Türkiye 2007

Bir Sömürü biçimi

İsmail Barış,
SHÇEK Genel Müdürü

Evet Deyin’e konuşan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü İsmail Barış, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar ile ilgili olarak aşağıdaki gözlemlerini aktardı:

Dünyanın aşağı yukarı her ülkesinde sokakta çalıştırılan ve sömürülen çocukların olduğu bilinen bir gerçek. Bizim ülkemizde de ekonomik sıkıntı içerisinde bulunan, çocuklarını evlerinin geçimi için ticari anlamda sokakta istismar eden … aileler de var.

Sokakta çalışan çocuk kavramını değiştirmek gerekir.. çünkü sokakta çalıştırılarak ticari olarak istismar edilen çocuklar var.

Sokakta çalıştırılarak istismar edilen çocukların önemli bölümü 6 ile 12 yaş arasında ve genellikle göç etmiş ailelerin çocuklarından oluşuyor. Bazı kentlerde sokaklar adeta işyerine dönüşmüş. Çocuk, trafik lambalarında mendil satıyor, cam siliyor ve boyacılık yapıyor. Genellikle anne veya babası da o bölgede bulunuyor ve bunu güya çocuğu başka tehlikelerden koruma adına yapıyor ama tam tersine kendi elleriyle çocuğu ateşe atıyor.

Ben bazı çocuklarla durup konuştum. Bu iş çocuklara anlatılabilirse istismar edildiklerinin bilincine varabiliyorlar ama sonuçta ben çalışmayacağım deme hakkına çocuk ne kadar sahip? Aile ve onu çalıştıranlar bu direnci nasil karşılarlar?

Bu çocuklar arabayla ışıklarda duran polisin bile camını silmeye kalkıyor! Hemen o çocuğu oradan alıp ailesini uyarsak … belki biraz daha başarılı oluruz diye düşünüyorum.

Sokakta yaşayan çocuklara gelince … Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla bir bakanlar komitesi oluşturmuş ve bir çalışma grubu ortaya çıkmış. Sosyal Hizmetlere ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından geliştirilen model 8 ilde uygulanmıştır. Mesela İstanbul’da sokakta yaşayan çocuk sayısı oldukça azalmıştır. Bizim tespitlerimize göre, 81 ilde, 24 saat sokakta yaşayan, ailesiyle bağları kopmuş sokakta yaşayan çocuk sayısı 400–500 civarındadır.

Vatandaşlarımızdan ricamız, sokakta bir şey satan veya çalıştırılan bir çocuğa para verdiğinizde o çocuğu istismar eden kişiye (gerek ailesinden gerek ailesinin dışında birtakım gruplara) destek sağlamış olursunuz. Vermiş olduğunuz para ne çocuğun midesine ne de cebine gitmemektedir.

Sokakta çalışan çocuğa verdiğiniz her kuruş, o çocuğun sokakta kalmasına ve sokakta yaşayan çocuğa dönüşmesine katkı sağlar. Bir başka gözümüze çarpan sonuç: bu şekilde sokakta çalıştırılan çocukların daha sonra sokakta yaşayan çocukların aşağı yukarı %30 veya %40’sini oluşturuyor olması, Yani sokakta çalıştırılma sokakta yaşamaya geçiş noktalarından biridir.

Kurum olarak sokakta çalışan çocukların aileleri ile yaptığımız görüşmelerde onlara diyoruz ki: Eğer ekonomik sıkıntı içerisindeyseniz biz devlet olarak sizin çocuğunuzun rahatça okuyabilmesi ve giyinebilmesi için maddi katkı da sağlıyoruz. Bu rakam aylık ortalama 325 YTL civarında. Çocuğun yurt ve yuvalar yerine kendi ailesinin yanında kalıyor olması daha iyi ama yine de çocuğun çalıştırılmasına engel olacak şekilde takip ediyoruz.

Herhangi bir aile, ben ekonomik olarak sıkıntı içerisindeyim, çocuğuma bakamıyorum, sağlık, eğitim, beslenme giderlerini karşılayamıyorum dediği zaman, biz durumu incelettiriyoruz ve doğru ise bu aileye maddi destek sağlıyoruz.

Bu konuda Sayın Başbakan, Sayın Bakan ve hükümet, özellikle çocuklar ve özürlülerle ilgili gelen talepler ve ihtiyaç doğrultusunda önümüzü açıyorlar. Bu konuda sadece SHÇEK olarak harcamış olduğumuz bütçe 2007 yılı içerisinde personel gideri, hizmetlerle alakalı diğer giderler, ailelere yaptığımız destek ile birlikte, yıllık 300 trilyon lira civarındadır.

Hedefimiz sokakta çalışan çocukların sayısını sıfıra indirmek. Tüm sektörler; Kurum, Kuruluş ve Sivil Toplum Kuruluşları ile UNİCEF, İLO, ISS gibi uluslar arası toplum kuruluşları ile de işbirliği yapıyoruz. Ekonomik ve sosyal problemlerin ortadan kaldırılması kolay değil ancak 2008 sonu itibarıyla bu konuda çok ciddi sonuçlar almış olacağız diye düşünüyorum.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa