ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, Yaz 2007: Prefabrike derslik mesajı alındığında

Prefabrike dersliğine koşan öğrenciler

Tüm kız ve erkek çocuklar temel eğitim alma hakkına sahiptirler bu nedenle Türkiye’de çok daha fazla derslik gerekiyor.
Fotoğraf Uğur Gümüş © UNICEF Türkiye 2007

Televizyon kanalı NTV, UNICEF Ülke Ofisi ve UNICEF Milli Komitesi tarafından İçişleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile ortaklaşa düzenlenen Teletonla* Nisan ayında prefabrike derslikler için 1.6 milyon YTL para toplandı. Ancak, başta kız çocuklar olmak üzere çocukların tamamının okula gitmesi isteniyorsa daha fazla okul ve derslik gerekmektedir.

Eskin köyü 23 Nisan sabahı erken uyandı. Dağınık yerleşmiş alçak damlı evlerde ellerini yüzlerini yıkayıp giyinmek üzere ilk kalkanlar çocuklardı. Ankara’dan 1.000 kilometre uzakta, Mardin’in bu köyünde yaşayanlar ünlüleri ancak TV’de görmüşlerdi. Ancak, bugün özel bir gündü ve ilde çekilen Sıla adlı popüler bir TV dizisinin başrol oyuncuları Cansu Dere ve Mehmet Akif Alakurt köylerini ziyaret edecekti. Dahası, ünlü TV sunucusu Tayfun Talipoğlu da ta Ankara’dan kalkıp buraya gelecek, eski okulun bahçesinde onlarla birlikte olacaktı. Birkaç saat sonra, öğleye doğru tüm köy halkı kameraların karşısında olacaktı ve Türkiye onları izleyecekti.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanan 23 Nisan çocuklar için her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Ancak, Eskin’li çocuklar için 2007 yılı 23 Nisan’ını bu kadar heyecanlı kılan, prefabrike derslikler için fon sağlamak amacıyla UNICEF ile TV kanalı NTV tarafından ortaklaşa düzenlenen ulusal teletondu. Bu, başta kızlar olmak üzere ülkedeki tüm çocuklar için sıra dışı bir olaydı.

Masalarında ayağa kalkan öğrenciler

Mardin İli, Eskin köyünde öğrenciler.
Fotoğraf Uğur Gümüş © UNICEF Türkiye 2007

Okulda yer yok

Türkiye’de ilköğretim çağındaki 10.8 milyon çocuk için yeterli okul, okullarda da yeterli derslik yoktur. Nüfus artış hızının düşmesine karşın her yıl 1.4 milyon çocuk ilköğretim çağına gelmektedir. Mevcut okulların çoğu, kırsal kesimden kentsel yerleşimlere, yoksul illerden büyük kentlerin kalabalık varoşlarına yaşanan yoğun iç göç nedeniyle ağır bir yük altındadır. 1997 yılında zorunlu temel eğitimin beş yıldan sekiz yıla çıkarılması da okullara yönelik talebi arttırmıştır.

Son on yıl içinde MEB kaynaklarını bu yönde seferber etmiştir. Yüz milyonlarca doları bulan Dünya Bankası kredileri yeni okul ve derslik inşası, yenilenmesi, genişletilmesi ve donatılması için kullanılmıştır. AB’nin Temel Eğitime Destek Programı kapsamında da yeni okullar inşa edilip donatılmıştır. Eğitime %100 Destek Kampanyası ile vergi muafiyetinden yararlanan özel sektör bağışları da devreye girmiştir.

Yine de sorun aciliyetini korumaktadır. İlköğretim öğrencilerinin beşte biri halen 50 kişiden fazla öğrencisi olan sınıflarda okumaktadır. Çoğu kız olmak üzere ilköğretim çağındaki çocukların bir kısmı okul dışında olduğu halde durum böyledir.

Şarkıcı ve kız çocuğu

Şarkıcı ve kız çocuğu, Şarkı Söylemek Lazım programında şarkı söylüyor — program +Okul Ekliyoruz! teletonun parlak bir noktasıydı.
Fotoğraf Sema Hosta
© UNICEF Türkiye 2007

Kızlara engel

MEB UNICEF’in de desteğiyle 2003 yılında Haydi Kızlar Okula! kampanyasını başlattığında aşılması gereken bazı engeller vardı. Ülkenin birçok yerinde, toplumda kadınlara biçilen sınırlı rol gereği kız çocuklarının eğitiminde bir yarar görülmüyordu. Muhafazakar pek çok aile de 11 yaşını geçen kızlarının okula gitmesinde isteksiz davranıyordu; çünkü, kızlarının okulda veya okul yolunda erkek çocuklarla bir arada olmasını istemiyorlardı. Yine hem erkek hem kız çocuklarını okula göndermeye niyetli olan, ancak maddi güçlükler nedeniyle tercihlerini erkek çocuklarından yana yapmak zorunda kalan aileler de vardı. Ve bazı aileler kızlarını okula göndermek yerine ev işlerinde yardımcı olmalarını istiyorlardı.

Toplum önderlerinin desteğini alan saha görevlileri bütün bu önyargıların aşılmasını sağlamak üzere kapı kapı dolaştılar. Yoksulluk nedeniyle okula gidemeyen çocukların ihtiyaçları karşılanmaya çalışıldı. Çocuklarının okula devamlarını sağlamak koşuluyla, standart sistemlerle belirlenenen en yoksul aileler şartlı nakit transferleri ile desteklendiler. Üç yıl içinde şimdiye kadar hiç okula gitmemiş veya bir süre devam ettikten sonra ayrılmış 223 bin kadar kız çocukla, öngörülmemiş 100 bin erkek çocuk düzenli olarak okula devam etmeye başladı.

Otobüs kaçınca

İronik olan nokta, kız çocukların okullulaştırılması kampanyası ile sağlanan ilerlemenin bu kez fiziksel tesislerdeki açığı daha da arttırmasıdır. Üstelik, okulların ve sınıfların aşırı kalabalık oluşu, kız çocukların eğitiminin yararları konusunda henüz ikna olmamış ailelerin, toplum liderlerinin ve resmi görevlilerin eline kızları okulda tutma açısından yeni bir koz da veriyordu. Gerçekten de, böylesine olumsuz koşullarda okula giden çocuklar çoğu durumda okulu bırakıyor veya başarısız oluyordu.

Taş okul binasının 5. sınıftan sonrası için yeterli olmadığı ve geriye kalan 3 yılı da tamamlamak isteyen öğrencilerin otobüsle 10 kilometre ötedeki Kızıltepe’ye gitmelerinin gerektiği Eskin gibi köylerde, okul servisi içinde bir tek kız öğrenci olmadan seferlerine devam ediyordu. Ancak bütün bunlar, içinde bulunduğumuz yılın başlarında köydeki okula dört yeni prefabrike derslik eklenmeden önceki durumu anlatmaktadır.

Prefabrike çözüm

Derslik açığının kapatılması için prefabrike yapılara başvurulması fikri ilk kez kimin aklına geldi? Fikrin ilk sahipleri, 1999 yılında Marmara bölgesini vuran deprem sonrasında evsiz kalanlara tahsis edilen prefabrik yapıların bir bölümünün artık kullanılmadığını gören Şırnak ve Siirt valileri olmuştu. Bu yapılardan, kendi illerinde derslik olarak yararlanılabileceğini düşündüler. Prefabrike derslikler daha sonra aynı bölgede bulunan bir başka il olan Şanlıurfa’da, özel sektör ile UNICEF Milli Komitesi bağışlarıyla kurulmuştur.

Yetkililer ilk başlarda anlaşılabilecek nedenlerden dolayı temkinliydiler: Güneydoğu başta olmak üzere, dezavantajlı yörelerde kalıcı yapılar dışında başka bir yola başvurdukları için eleştiri almak istemiyorlardı. Ancak, prefabrike çözümü gerçekten cazipti. Bunların tedariki ve kurulumu kolay ve ucuzdu; sıhhi donanım ile birlikte eksiksiz geliyordu; ihtiyaç duyulmadığında başka yerlere aktarılabiliyordu ve ehil kişilerce kurulduklarında depreme karşı da dayanıklıydı. Yaygın kanının tersine bu prefabrike yapılar 35 yıl kullanılabiliyordu.

2006 yılında Türkiye Milli Komitesi prefabrike derslikler için 150 bin dolar toplamıştı. Yapılan anlaşma uyarınca İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün talebi ile ilk uygulamalar için seçilen Mardin, Diyarbakır ve Kırşehir illeri de, bağışlara eşdeğer kamu fonların aynı iş için tahsis etti.

Anında başarı

Aslında uzun bir öyküyü kısa kesersek, Eskin de kendi kullanışlı yeni dersliklerine bu girişim ile kavuşmuştur. Dersliklerin kurulması bir aydan az zaman almıştır. Artık, köyün kızlarının da en az üç yıl daha okullarına devam etmeleri beklenmektedir. Basın mensuplarının 23 Nisan’da köyü ziyaret etmelerinin tek nedeni yalnızca bu gelişmenin kutlanması değildi. Asıl amaçlanan, televizyon izleyicilerine, eğitimle ilgili böyle hızlı bir çözümün çocukların yaşamında ne kadar büyük değişikliklere yol açabileceğinin gösterilmesi idi. Böylece milyonlarca yurttaş bağış kampanyasına katılacak, sonuçta en azından ek 100 dersliğe daha kavuşulacaktı.

Program kapsamında Talipoğlu tarafından köyün kızlarıyla gerçekleştirilen dokunaklı görüşmeler sayesinde 125 bin SMS mesajı alındı, daha büyük miktarlarda yüzlerce bağış yapıldı ve sonuçta teletonun 124 derslik yapımına yetecek 1.6 milyon YTL bağış toplaması sağlandı. Bu özel günün sloganı +Okul Ekliyoruz! idi. Şimdi yapılması gereken, bu ek okullara en fazla nerelerde gereksinim duyulduğunun belirlenmesidir.

Şarkıcı Sezen Aksu, teletonun çocuk katılımcılarıyla birlikte

Şarkıcı Sezen Aksu, +Okul Ekliyoruz! teletonunun çocuk katılımcılarıyla birlikte.
Fotoğraf Sema Hosta © UNICEF Türkiye 2007

Teleton nasıl gündeme geldi?

Teleton, Türkiye’deki çocukların yararına UNICEF, medya ve kamuoyunun yapacağı işbirliğinin ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını ortaya koydu. Yayına Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlar, telefon yoluyla bizzat katıldılar. NTV tarafından bu özel gün için yayınlanan programda, Talipoğlu ve Sıla dizisi yıldızlarının yer aldığı Mardin’den canlı yayının yanı sıra, ünlülerin katıldıkları bilgi yarışması ile efsanevi pop şarkıcı Sezen Aksu ile stüdyoda yapılan canlı yayın da yer alıyordu. Program sırasında Aksu en yeni şarkılarından birini ilk kez bu vesileyle söyledi ve belki de yine hayatında ilk kez para istedi. Yayının diğer bir etkinliği ise Şarkı Söylemek Lazım adlı şarkı yarışmasının (normal olarak başka bir kanalda yayınlanmaktadır) +Okul Ekliyoruz! için gerçekleştirilmesiydi. Bu son gösteride ünlü şarkıcılar çocuk şarkıcılara eşlik ettiler.

Bu etkinlik ve getirileri, büyük ölçüde UNICEF Milli Komitesi Başkanı ve geçmişte Türkiye’nin ilk Kültür Bakanı olarak görev yapan Talat Halman’ın çabalarının sonucudur. Aynı etkinlik ayrıca UNICEF Temsilciliği ve Milli Komite çalışanlarının uzun soluklu planlarının ve haftalar süren yoğun çabalarının ulaştığı doruk noktasıydı. Teletona katılanlar için bilgilendirme notları hazırlandı, bağışta bulunabilecek şirketlere ve ortaklara yazılar gönderildi ve özel ziyaretler yapıldı. Bir çağrı merkezi kurularak operatörler ve bankalarla anlaşmalar yapıldı. Etkinliğin herkese ulaşmasını sağlamak amacıyla yoğun bir iletişim kampanyası yürütüldü. NTV personeli de etkinliğin başarısı için her tür çabayı gösterdi.

Güçleri birleştirmek

Teleton için 23 Nisan tarihi belirlenmişti; çünkü 23 Nisan Türk halkının çocuklara karşı duyarlı olduğu, gönülden katkıda bulunabileceği bir gündü. Çocuklara yönelik çalışmalar yapan iki sivil toplum kuruluşu daha, diğer kanallardaki bağış toplama teletonu için yine aynı nedenle bu tarihi seçmişti. Aynı günde düzenlenen bu farklı teletonlar dışarıdan garip bir rekabet olarak algılanabilir ancak, pratikte gerçekleşen dostluk ve işbirliği idi. Sonuçta kaybeden olmadı, kazanan Türkiye’nin çocuklarıydı.

Yüz derslik, hatta diyelim birkaç yüz derslik, ülkedeki derslik açığının kapatılmasına kuşkusuz hiçbir biçimde yetmeyecektir. Ancak, teleton sayesinde önemli bir sorun bir kez daha hatırlatılmış oldu. Bu alanda resmi kurumlara, UNICEF Milli Komitesi’ne ve eğitim alanında çalışan diğer sivil toplum kuruluşlarına yeni bağışlar yapılması beklenmektedir. Okul ve derslik ihtiyacı, ulusal bir politika konusu olarak ön planda kalmaya devam edecektir.

Zehra’nın kaderi değişiyor mu?

Tayfun Talipoğlu ve Zehra

Gazeteci Tayfun Talipoğlu doğu illerinden Mardin’in Eskin köyünde +Okul Ekliyoruz! teletonunda canlı yayında Zehra’yla röportaj yaptı.
Fotoğraf Uğur Gümüş © UNICEF Türkiye 2007

Türkiye’de zorunlu temel eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılmasının üzerinden on yıl geçmiş bulunuyor. Ne var ki, örneğin Eskin köyünden Zehra için bu durum henüz bir farklılık yaratmamış.

Zehra ve arkadaşları — uzun saçları arkadan toplanmış, ince ve heyecanlı görünen gençler süveter ve uzun etekleriyle veya blucinleriyle TV kamerasına bakıyorlar. Sunucu Tayfun Talipoğlu onlarla sohbet ederken aslında ilköğretimi bitiremediklerinin değil bitirtilemediklerinin altını çiziyor.

5 yıl okula düzenli devam ettim. 1 yıl ara vermiş durumdayım diyor Zehra. Ben ve arkadaşlarım, burada ortaokul olmadığı için … okuyamadık.

Aslında ortaokulların artık geride kalmış olması gerekir. Ne var ki, bu küçük köydeki ilköğretim okulu ancak 1. sınıftan 5. sınıfa kadar eğitim verebiliyor. Eskinli çocuklar 5. sınıftan sonrasına devam edebilmek için, en yakın 8 yıllık eğitim kurumunun bulunduğu, Irak sınırına yakın Kızıltepe ilçe merkezine gitmek zorundalar.

NTV–UNICEF televizyon yayınına katılan Zehra duruma şöyle açıklık getiriyor: Biz gitmek istedik, ama babalarımız güvenemediler.

Talipoğlu soruyor: Neden güvenemediler?

Size değil dünyaya güvenemiyoruz diyorlar.

Ama artık 5 yıllık eğitim diye bir şey yok ki?

Direndik ama yetmedi. Köyümüzde adet böyle, kızlar okula gitmez. Evlerinde oturur, ev işleri yapar ve kısmetlerini beklerler.

Ne kadar beklerler?

Bazıları 14 veya 15 yaşına geldiklerinde evlenir. 13 yaşında bile evlenenler var.

Zehra’ya göre, köyden bir kişi bile kızını yalnızca 10 kilometre uzakta olan ilçedeki okula göndermiş olsaydı, kendi babası da gönderecekti. Ne var ki, ailelerin sosyal normlara uymaları gerek.

Burada gelenek böyle. Kızlar beşinci sınıftan sonra okumazlar Aralarında hiç okula gitmemiş olanlar bile vardır. Örneğin benim ninem hiç okula gitmemiş. Töre gibi bir şey.

Erkekler için ise böyle bir sorun yok.

Aslında kızlar erkeklerden daha çok iş yapar, diyor Zehra: Erkek çocuklar zaman zaman okullarından kaçarlar. Böylece disipline gönderilir.

Zehra’nın anlattığına göre köyden çıkıp öğretmen olan erkekler var. Ancak, böyle olsalar da geçimlerini Irak’la tır ticaretinden sağlamak istiyorlar.

Kendisine gelince; bir zamanlar doktor olmayı düşlermiş.

Çocuklar ölmesin istiyordum, hamile kadınların çocuklarını kaybetmemelerini istiyordum, hastaların köyümüzde bana gelip iyileşmelerini istiyordum.

Bu düşler aslında gerçekleşebilir. Eskin köyündeki okulda şimdi prefabrike derslikler var. Zehra ve arkadaşları artık köylerinden ayrılmadan temel eğitimlerini burada tamamlayabilirler. Konuya teorik açıdan bakıldığında, bu kızlar hemcinslerinden kuşaklar boyu esirgenen fırsatlara artık ulaşabilirler. Pratikte ne olacağını ise zaman gösterecektir.

Çocuklar bekleyemez

Yakut Temüroğlu–Sundur
UNICEF Eğitim Bölümü

Yakut Temüroğlu–Sundur

Yakut Temüroğlu–Sundur
Fotoğraf Tuna Sundur
© UNICEF Türkiye 2007

Kız Çocuklarının Eğitimine Destek Kampanyası’nda alanda çalışırken, özellikle Diyarbakır, Van, Ağrı ve Şanlıurfa gibi illerde derslik açığı sorunuyla sık sık karşılaştık. 80, 90 hatta 100 öğrencili sınıflar olduğunu duyduk. Ağrı da okula kayıtlar başladığında okul müdürleri bize bütün sıraların dolduğunu söylediler. Bazı okullar, bina içindeki bütün mekanları derslik olarak kullanmaya çalışıyordu, ama bu da yetmiyordu. Üstelik, kız ve erkek çocukların sınıflarda tıkış tıkış bir arada olmaları bizim kültürümüze uyan bir durum da değildir.

Kampanya pek çok engeli aşmak zorundaydı; bunların arasında ana babaların tutumları, çocuk işçiliği, erken evlenme ve eğitimin kalitesi ile ilgili sorunlar da yer almaktaydı. Ancak bütün bunlara karşın derslik yetersizliği, kız çocuklarını okula yönlendirmede karşılaşılan birinci veya ikinci engel durumundaydı. Üstelik bu sorun halen sürmektedir.

Prefabrike sınıf temininin bu sorunun çözümü olduğuna inanıyorum. Öğrencilere elverişli koşullar sunamazsanız, aileleri eğitimin çocuklarına yararlı olacağına ikna edemezsiniz. Çocuklar okul için 2 veya 3 yıl bekleyemezler. Bugüne kadar temin ettiğimiz sınıflar ise henüz denizde bir damladır. Burada duramayız. Konuyu gündemde tutmalı, özel sektörü harekete geçirmeli ve diğer kampanyalarla işbirliği yapmalıyız …

Salt kırsal kesime özgü bir sorun değil

Ertan Karabıyık
UNICEF Eğitim Bölümü

Ertan Karabıyık

Ertan Karabıyık
Fotoğraf Tuna Sundur
© UNICEF Türkiye 2007

Okul ve derslik açığı, Ağrı, Diyarbakır, Van ve Şanlıurfa gibi illerin kent merkezleriyle kırsal kesimlerinde büyük bir sorundur. Ne var ki, aynı sorunla İstanbul, İzmir ve Adana gibi illerin hızla büyüyen ilçelerinde de karşılaşıyoruz. Önceden kestirilemeyen göç süreci nedeniyle bazı yerleşimlerdeki okullar boşalırken diğer yerleşimlerdekiler dolup taşıyor. Örneğin, İstanbul’da 5.700 öğrencisi olan bir okulu ziyaret ettik; bu okuldaki bazı sınıflarda öğrenci sayısı 90’ı buluyordu. Öyle ki, öğretmenler doğru dürüst sınıf yoklaması bile yapamıyorlardı.

Derslik açığının kız çocuklarının eğitimi üzerinde çift etkisi olmaktadır. Bir kere, sınıflar çok kalabalık olunca eğitimin kalitesi de belirgin biçimde düşüyor. İkincisi, köylerde, kız çocuklar 5. sınıfı bitirdiklerinde, 8 yıllık zorunlu eğitimi tamamlamak üzere genellikle minibüslerle başka yerlerdeki okullara veya yatılı ilköğretim bölge okullarına gitmek zorunda kalıyorlar. Gelgelelim, bu sırada kız çocuklar 10–11 yaşlarına gelmiş oluyor ve ana babaları da onları okula göndermiyor. Ülkede 300 erkek öğrenciye yalnızca 50 kız öğrencinin düştüğü yatılı ilköğretim bölge okulları vardır; kız çocukların geri kalanı okula gitmemektedir.

Haydi Kızlar Okula! Kampanyası’nın derslik açığının giderilmesinde katalizör bir etkisi olmuştur. Kamu harcamaları, özel ve kurumsal bağışlar, Eğitime %100 Destek Kampanyası ve bu arada diğer kampanyalar ve çeşitli kuruluşların çabaları sonucunda örneğin Şanlıurfa iline önemli miktarda kaynak sağlanmış ve bu il derslik açığının giderilmesine yönelik sağlanan kaynak bakımından İstanbul’un ardından ikinci sırada yer almaktadır. Prefabrik sınıflar da bu bağlamda önemli bir araç olarak işlev görmüştür.

Teleton, belirli bir amaca ve girişime yönelik fon sağlamak amacıyla hazırlanan, uzun süreli televizyon yayınları için kullanılan bir terimdir. Terim, televizyon ve maraton sözcüklerinin bileşiminden oluşturulmuştur.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa