1946 - 2006 ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİNUNICEF

Evet Deyin, 60. Yıl Kutlama Sayısı: Sessizliği Bozmak

Sumru Kutlu

Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

1991 yılından bu yana sağlık alanında görev yapan Sumru Kutlu, UNICEF’in Türkiye’de en uzun süre hizmet veren görevlilerinden biridir. Kutlu, babasının ordu mensubu, annesinin ise öğretmen olması nedeniyle Türkiye’nin birçok yerinde bulundu ve gene aynı nedenle iki kız kardeşi ile birlikte Türkiye’nin en zorlu yörelerinde büyüdü.

İzmir’de üniversitede İşletme ve Sosyal Bilimler eğitimi gören Sumru Kutlu daha sonra ABD’ye giderek bu ülkede 8 yıl süre ile Texas’ta yaşadı ve Austin Üniversitesi’nde ‘Çocuklar için Özel Eğitim’ konusunda verilen derslere katıldı. Çocukları da ABD’de dünyaya gelen Kutlu 1988 yılı sonunda Türkiye’ye döndü ve Güneydoğu Anadolu Projesi’nde (GAP) çalışmaya başladı. Buradaki görevi Kutlu’ya kırsal kesimdeki sorunları yakından tanıma olanağı sağladı.

GAP projesinde çalışmak, sarsıcı bir gerçeği görmemi sağladı: Türkiye’de daha yapılacak çok şey olduğunu bu vesileyle öğrendim. Bölgede birçok köye ulaşmak çok güçtü; bu köylerde ne okul, ne sağlık ocağı hatta nede şebeke suyu vardı. İnsanlar geleneklere göre yaşamaktaydılar ve yüzyıllardır sahiplenilen bu gelenekler de insanlara her durumda yardımcı olmuyordu.

Çocuk ölümleri yaşamın öylesine doğal sayılan bir parçası haline gelmişti ki, komşularım bu olguyu nadiren sorgulayabiliyorlardı. İshal çok yaygınken, çoğu kişi bunun en iyi tedavi yolunun çocuğa sıvı hiçbir şey vermemek olduğu inancındaydı. Oysa, küçük çocuk sıvı kaybından ölebileceğinden bu kesinlikle yanlış bir uygulamaydı. Artık yanımda derece ve aspirinle dolaşıyordum; çünkü bir eve girdiğinizde en basit bakımdan bile yoksun olduğu için hastalanan bir çocuk bulabilirdiniz.

Birkaç yıl bu deneyimi yaşadıktan sonra 1991 yılında UNICEF’te çalışmaya karar verdim. Çocuklar yaşamımda öylesine merkezi bir yere oturmuştu ki, günlük çalışmalarımda tanık olduğum durumların iyileştirilmesinde benim de katkım olsun istiyordum.

Başvurum olumlu karşılandı ve birkaç ay içinde yeni işime başlamamı sağlayacak düzenlemeler yapıldı. Ancak, tam GAP’tan ayrılırken, Türkiye hayli ciddi bir olağanüstü durumla karşılaştı. 1991 yılında Körfez Savaşı sırasında Irak’tan yarım milyon kadın, erkek ve çocuk yanlarına yataklarını, biraz gıda maddesini ve gerekli birkaç eşyayı alarak Türkiye sınırına yığılmıştı. Böylesine sıkıntılı ve güç bir durumda her saniyenin çocuklar için büyük önemi vardı. Bölgeye en yakın kişi durumunda olduğumdan UNICEF benden Diyarbakır’da Kopenhag’dan ulaşan acil yardım malzemelerini yerine ulaştırma işini üstlenmemi istedi. Deyimin gerçek karşılığıyla yanıma çantamı alıp Diyarbakır’a gittim.

Orada dört ay kaldım — yalnızca Diyarbakır’da değil, Hakkari, Uludere ve Şemdinli’de. Kış gelip çatmıştı ve yardıma gereksinimi olan çok sayıda insan vardı. Evime ara sıra gittiğimde çocuklarım Anne, işine dön, oradaki çocukların sana bizden daha çok gereksinimi var diyordu.

UNICEF working in Turkey

Sumru Kutlu yeni doğan bir bebeği kucaklıyor

UNICEF’te çalışmaya başlama üzerine: Bu deneyim, bana, asıl yapmak istediğim işin böyle bir iş olduğunu da gösterdi!
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

İşte, UNICEF’teki ilk görevim, bu anlamda bir acil durum sırasındaydı. Bu deneyim, bana, asıl yapmak istediğim işin böyle bir iş olduğunu da gösterdi!

İlk on yıl kır/kent arasındaki farklılıkların azaltılması ile ilgili konularda görev yaptım. Yerinden ve yerel yöneticelere biraz çaba göstererek ve fazla bütçe de gerekmeden, yerel düzeydeki insanların katkılarının da sağlanmasıyla kırsal kesimde önemli değişiklikler sağlayabileceklerini göstermeye çalıştık. Harran’daki birkaç köyü ziyaret etmem Hükümetin karşı karşıya olduğu sorunların ne ölçekte olduğunu kavramama yardımcı oldu. Örneğin babalara kaç çocukları olduğu sorulduğunda kız çocuklarını saymıyorlardı. Bunu öğrenmek için özellikle kaç kız çocuğunuz var diye sormak gerekiyordu. Bir köyde 36 çocuğu olan bir babayla karşılaştım ve kendisine çocuklarının adlarını bilip bilmediğini sordum. Bana anneleri bilir yanıtını verdi.

Sağlık, eğitim ve çocuk hakları gibi konularda ne yapmaya çalışırsak çalışalım toplumsal cinsiyet eşitliği ana mesele olarak ortaya çıkıyor. Ne var ki bunun önemi henüz yeni yeni görülüyor.

İnsanlar, kız çocukları okula gittiğinde daha geç evleneceğini, kendisinin de ailesinin de daha sağlıklı olacağını bir türlü göremiyorlardı.

Birçoğu için durum hala böyle: kadınlar evlerde geri planda işlerini yapıyorlar, bu arada hamile kalıyorlar, ama gene de herkesten daha fazla çalışıyorlar — işte, değiştirmeye çalıştığımız başlıca şeylerden biri de bu.

Sumru Kutlu, sağlık ocağında genç bir anne ve onun çocuklarıyla konuşuyor

ana–babalar olarak bir çocuğu büyütmek için yapılması gereken herşeye hazır olmalıyız ve bu da aslında çok ciddi bir iştir.
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2007

Başka türlü bu kadınların çocukları nasıl sağlıklı olabilir? Bir kadın hiç okula gitmemişse, en başta kendisine nasıl bakacağını öğrenmemişse kendi çocuklarını nasıl sağlıklı büyütebilir? Çocuklarına sağlıklı ve daha iyi bir ortamı nasıl hazırlayabilir? İşin aslına bakılırsa, herkesin iyiliği için kız çocukların eğitim görmeleri gerektiği konusunda kadınları ikna etmek görece daha kolay; ancak, erkeklerin bu konudaki ‘sessiz direncini’ kırmak zor görünüyor.

Komşular ve dostlar üç güzel kız çocuğa sahip oldukları için ana–babamıza iltifatta bulunduklarında onlar da bize şunu derlerdi: İyi yurttaşlar, anneler ve bireyler olarak iyi eğitim görüp yaşamlarınıza bir anlam verebilirseniz hem biz sizinle hem de siz kendinizle gurur duyacaksınız; asıl gurur duyulması gereken, bunlardır; fiziksel güzellik değil. İki cinsiyet arasındaki bu farklılığı gözlerimle görmek benim için gerçekten şaşırtıcıydı; UNICEF’le Hükümetin bu durumu değiştirmek için verdikleri uğraşıyı da bu sayede daha iyi takdir edebildim.

2000 yılında ana–çocuk sağlığı alanında çalışmaya başladığımda artık bazı şeylerin değişmeye başladığını görebiliyordum. Örneğin 2003 yılı TNSA’sı bebek ölüm hızında bizim önceden beklediğimizden daha fazla bir düşüş olduğunu gösteriyordu. Demek ki, yerel düzeyde yapılan projeler gerçekten işe yarıyordu. TNSA, ayrıca, annenin eğitim düzeyinin yüksekliği ile çocuk ölüm hızlarının düşüklüğü arasındaki bağlantıyı da net biçimde ortaya koyuyordu. Sonuçta, bu bulguların da katkısıyla, artık anne sağlığı üzerinde daha fazla duruluyor.

Kalkınma ortağı olarak gücümüzün büyük bölümü de buradan geliyor: birlikte elde ettiğimiz başarılar sayesinde hükümetin bize güvenmesi. Onlarda elde edilen sonuçlara baktıklarında yaptığımız her işin merkezinde çocukların olduğunu görüyorlar çocukların esenliği ise yüreğimizin en derin yerinde. Biliyorlar ki, onları desteklemek için buradayız ve her şey Türkiye’nin geleceği için.

Birkaç hafta önce, Bebek Dostu Hastane Girişimi (BDHG) çalışmaları çerçevesinde Şanlıurfa’da bir doğumevini ziyaret ediyordum. Orada, 22 yaşında bir anne yedinci çocuğunu yitirmiş olmanın üzüntüsünü benimle paylaştı. Kadın o kadar güçsüz ve zayıftı ki durumuna çok üzüldüm. Ona dedim ki bak, altı çocuk sahibi olmak için daha çok gençsin; bir kere böyle bir durum senin için hiç de iyi değil ve kendini yıpratıyorsun, hastalanırsan onlara kim bakacak?

Sumru Kutlu küçük bir kız çocuğuyla kitap okuyor

Herkesin iyiliği için kız çocukların eğitim görmeleri gerektiği konusunda kadınları ikna etmek görece daha kolay; ancak, erkeklerin bu konudaki ‘sessiz direncini’ kırmak zor görünüyor.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

Eğitimi olmayan bu genç kadın bu kadar genç bir yaşta bu kadar çocuk sahibi olmanın, kendine yeterince bakamamanın kendisinin yanı sıra çocuklarının sağlığını da tehlikeye atacağının bilincinde değildi. UNICEF görevlileri olarak insanlarla aile planlaması konusunu derinlemesine konuşmuyoruz; ancak, eğitim, iyi beslenme ve daha geç evlenme gibi, kadınları güç duruma düşmekten kurtaracak önemli başlıklardan söz ediyoruz. Kimse bu duruma gelmemeli.

Bugünlerde ise Erken Çocukluk Dönemi Eğitimi ile ilgili çalışıyorum. Bu başlığa, çocuklarının duygusal, fiziksel ve bilişsel gelişimine gerekli özeni göstermelerinde ana–babalara yardımcı olmak üzere geliştirilmiş bir çocuğun gelişimi için aile eğitim programı da yer alıyor. Program ayrıca ana–babaları daha az sayıda, daha sağlıklı, daha mutlu, onlara bakarken kendilerine de özen gösterebilecekleri sayıda çocuk yapmaya özendiriyor.

Umuyorum ki insanlar 10–20 yıl içinde çocuk yetiştirme konusundaki sorumluluklarının daha fazla bilincinde olacaklar. Bu tutum değişikliğinin gerçekleşeceğinden her zaman umutlu oldum ve bana şevk veren de bu. Saha çalışmaları sırasında yapacak o kadar çok işimiz oluyor ki, kimi durumlarda oturup bir şey yiyecek, dinlenecek, hatta su içecek zaman bile bulamıyoruz. Gene de, olumlu yönde en küçük bir değişikliğe tanık olduğum gün huzur içinde uyuyabiliyorum.

İş arkadaşlarıma her zaman saha çalışmasına belirli bir zaman ayırmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü, asıl motivasyonun geldiği yer orası: insanların yaşamında iyiye doğru değişiklikler olduğunu görmek …

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa