1946 - 2006 ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİNUNICEF

Evet Deyin, 60. Yıl Kutlama Sayısı: Mümkün Olanı Yapmak, İmkansızı Gerçekleştirmek

1988 yılında Türkiye’yi ziyaretinde Audrey Hepburn çocuklarla birlikte

1988 yılında Türkiye’yi ziyaret eden UNICEF iyi niyet elçisi Audrey Hepburn Türkiye için UNICEF ile işbirliği geliştirmeye hazır ülkelere gösterilebilecek en iyi ‘örgütlenme’ örneğidir. demişti.
Harika Dural tarafından temin edilmiştir © UNICEF Türkiye 2007

56 yıl önceki mütevazı başlangıcından bu yana Türkiye’de UNICEF, hükümet, çeşitli STK’lar, özel sektör, medya, donörler, çocuklar ve aileleri arasındaki ortaklık giderek gelişmiş, kuruluşun tarihinde çocuk refahı ve gelişimi alanında ulusal–uluslararası işbirliğinin en uzun ömürlü ve güçlü örneklerinden biri haline gelmiştir.

Başlangıç

UNICEF ile Türkiye Hükümeti arasındaki ilk temel anlaşma 2 Şubat 1951 tarihinde imzalanmış, böylece UNICEF kuruluşundan dört yıl sonra Türkiye’de ülke ofisini açmıştır. Yapılan anlaşma uyarınca UNICEF, tüm dünyadaki tanıtım kampanyalarında Türkiye’den de söz edecek, çocukların yararına sağlık hizmetlerinin ve materyallerinin dağıtımında Türkiye’ye yardımcı olacaktı.

UNICEF Türkiye çalışanları

Harika Dural

Harika Dural, UNICEF İnsan Kaynakları Bölümü: Kimi zaman imkansız gibi görüneni mümkün kılmak için her zaman sıkı bir çalışma içinde olduk.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

Ortaklığın ilk yıllarında UNICEF’in Türkiye’deki rolü başka ülkelerdekinin aşağı yukarı aynısıydı: okullara süt dağıtılması ve süt üretim ve temininde sürdürülebilirliğin sağlanması. 1960’lara gelindiğinde UNICEF ortakları ile bu kez verem, sıtma, trahom ve cüzam gibi hastalıklara karşı kampanya yürütmüş ve sağlık hizmetleri reformu konusunda tavsiyelerde bulunmuştur.

1970’lerde eğitimin ders saatlerinde başlayıp gene ders saatleriyle sona ermediği görüşü yaygınlık kazandı ve UNICEF de erken dönem çocuk eğitiminin ötesinde Türkiye’de okuma fırsatını kaçırmış ergenler ve yetişkinler için esnek eğitim biçimlerinin avantajlarını vurgulamaya başladı. Böylece UNICEF Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile yetişkinler okuma yazma eğitimi dahil olmak üzere yaygın ve açık eğitim sistemleri geliştirme çalışmalarına başladı. Bugün bu işbirliği henüz ilkokul eğitimini tamamlamamış 10–14 yaş grubundan çocuklara yönelik ‘telafi eğitimi’ müfredatının hazırlanması ile sürmektedir.

Türkiye küresel bir standart koyuyor

UNICEF 1980’lerin ortasında ‘çocuk yaşatma ve gelişme devrimini’ başlattığında Türkiye ilk kapsamlı aşılama hamlesine ev sahipliği yapmayı kabul etti. O sıralarda bağışıklanma oranı yüzde 20 gibi düşük bir düzeydeydi; her yıl 29 bin çocuk aşıyla önlenebilir hastalıklar yüzünden ölmekteydi ve bebek ölüm hızı da 1000 canlı doğumda 95 gibi hayli yüksek bir düzeydeydi. Kampanyanın başlangıcında o zamanki UNICEF Genel Direktörü James Grant şöyle demişti:

Bugün mümkün olanı yapmaya çalışarak, yarın imkansız görüneni gerçekleştirmek için bir adım daha atmış oluyoruz.

UNICEF Türkiye çalışanları

Olcay Ulubor

Olcay Ulubor, Temsilci Ofisi: UNICEF için başarı, Türkiye’nin başarısıdır. Hükümetle birlikte üzerinde çalıştığımız programların çocuklara yönelik sistemin bir parçası haline gelmesini görmek çok hoş bir şey.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

Kampanya, 45 bin aşılama noktasını, 12 bin sağlık ve 65 bin yardımcı personelin eğitilmesini gerektiren büyük bir işti. 5 yaşından küçük 5 milyon çocuğun tek değil gerekli 3 aşıyı da olmalarını sağlamak için aileleri ikna etmek üzere kamuoyunda tanınmış kişiler ve ünlüler seferber oldular. Kampanya gerçekten bütün ülkeyi etkiledi ve kampanyanın başlatıldığı Eylül ayını izleyen ilk iki ay içinde bağışıklama oranı %84’e ulaştı.

1988 yılında Türkiye’yi ziyaret eden UNICEF iyi niyet elçisi Audrey Hepburn Türkiye için UNICEF ile işbirliği geliştirmeye hazır ülkelere gösterilebilecek en iyi ‘örgütlenme’ örneğidir demişti.

Ülkedeki bebek ölüm hızının çok yüksek olduğunu TC Hükümeti’ne bildirdik. Böylece resmi yetkililer New York’a Kolombiya’da tamamladığımız bir programı incelemek üzere bir ekip gönderdiler. Türkiye’ye geri dönen ekip dört aylık bir çalışma sonucunda kapsamlı bir bağışıklama programı hazırladı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan bu konuda televizyona çıktı; öğretmenler kürsülerinde, imamlar ise camilerde bu konuyu ele aldılar. Ordu bize elindeki taşıtları, balıkçılar da aşı nakli için soğutmalı araçlarını tahsis etti. Tarih belirlendikten sonra tüm ülke 10 günde aşılandı. Bu hiç de fena değil.

Başka ülkeler de Türkiye’nin bu başarısını örnek alarak kendi kampanyalarını başlattılar ve Türkiye de aşıların gerekliliği konusunda halkın duyarlılığını geliştirerek çocuklara yönelik sağlık hizmetleri sisteminde bir dönüşüm gerçekleştirmiş oldu. 1985 yılındaki bağışıklama hamlesinden sonra çocuk yaşatma alanında birçok başarı kazanıldı. Bunların arasında 2002 yılında çocuk felcinin ortadan kaldırılması ve Sağlık Bakanlığı’nın 2003–2004 yıllarında çocukların %97’sine ulaşan kızamık eliminasyon hamlesi de yer almaktadır. Çocuk ölüm hızlarının aşağıya çekilmesi açısından bir sonraki adım ise, bütün çocukların doğumu izleyen ilk bir yıl içinde aşılanmalarını sağlayacak rutin bir sistemin yerleştirilmesidir.

UNICEF Türkiye çalışanları

Fatma Özdemir–Uluç

Fatma Özdemir–Uluç, Eğitim Bölümü: UNICEF olarak gücümüz, çocuklara ve ailelerine yönelik gerçekçi ve gerçekleşebilir programlarda başka ortaklarla birlikte çalışabilmemizden kaynaklanmaktadır.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

Çocuklar için ileriye bakmak

1989 tarihli UNICEF tarafından desteklenen ‘Çocuklara Yönelik Politikalar Ulusal Kongresi’ Türkiye’nin ele alması gereken öncelikli konuları belirlemiştir. Bunların arasında ana çocuk sağlığı, aile içi ilişkiler, kız çocukların eğitimi, çocuklara hukuksal koruma sağlanması ve çocuk işçiliğine karşı mücadele yer almaktadır.

Politikaları belirleyenlerden çocuk haklarına duyarlı olmaları istendi; özel sektör ve gönüllü kuruluşlar çocukların esenliğini sağlamaya yönelik çalışmalara özendirildiler; çocukların barındıkları kurumların belirli standartlar oluşturmaları ve çalışan personeli eğitmeleri gerekiyordu; korunma gereksinimi olan çocuklara kaliteli eğitim, bakım ve koruma sağlanmalıydı. Ayrıca, medya çocuk haklarına yönelik ihlaller konusunda kamuoyunu bilgilendirmeli ve habercilerle yayıncıların bu tür konularda daha duyarlı olmalarını sağlayacak kurallar belirlenmeliydi.

Çocuk dostu ortam

On yılın sonuna gelindiğinde, 1999 yılında Marmara bölgesinde meydana gelen deprem felaketi sonucunda 250 bini aşkın çocuk ve aile evsiz ve temel hizmetlerden yoksun kaldığında, Türkiye’nin kitlesel kaynak seferberliği kapasitesi de son sınırlarına kadar test edilmiş oldu.

UNICEF, sağlık ve beslenme yardımları; su ve sanitasyon, MEB ile işbirliği halinde çocuklara yönelik eğitim ve psikososyal destek projeleriyle acil yardımlara katkıda bulundu. Psikososyal proje kapsamında Türkiye çocuk koruma ve eğitim alanında önemli bir ilerlemenin önünü açıyordu: çocuk dostu ortam.

Çocuk dostu ortamın asıl amacı, okul faaliyetlerine ilk fırsatta başlanması ve böylece çocuklar için ‘normal’ bir ortam yaratılmasıydı. Bu çerçevede çocukların Psikososyal Okul Projesi yardımıyla yaşanan felaketin ardından gelen kayıp, güvensizlik, evsiz kalma ve diğer travmatik durumlarla baş etmeleri sağlandı.

MEB/UNICEF Psikososyal Okul Projesi’nden edinilen dersler, Türkiye’nin depreme hazırlık programına katkıda bulunmanın ötesinde, UNICEF’i dünyanın başka bölgelerindeki afetler sonrasında da psikososyal destek vermek konusunda katkı sağlamıştır.

Çocuk hakları

Bu onyılın başlarında Çocuklar için Küresel Hareket’in (ÇKH) Çocuklar için Evet Deyin kampanyası çocuklarla ilgili konularda bilinç ve duyarlılık yaratmayı, gerek kamuoyunu gerekse politikaları belirleyenleri 2002 BM Çocuk Özel Oturumu’na (BMÇÖO) hazırlamayı amaçlıyordu. UNICEF Türkiye’de kampanyayı tanıtmış, ÇKH’nin Türkiye’de tanınmasını ve uygulanmasının izlenmesini sağlayacak il Çocuk Hakları Komiteleri ağının oluşturulmasında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na (SHÇEK) yardımcı olmuştur.

UNICEF Türkiye çalışanları

Anna Kroon

Anna Kroon, Çocuk Koruma Bölümü: Çocukların istismar, sömürü ve ayrımcılığa karşı korunmaları, evrensel yaşam, gelişme ve katılım haklarını güvence altına almanın önemli bir parçasıdır.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

Kampanya, Türkiye’nin toplum seferberliği gerçekleştirme kapasitesinin bir başka mükemmel örneğini ortaya koymuştur. Gerçekten de, bakanlıklar, YÖK, gönüllüler, milli basketbol takımı, gençlik grupları, okul çocukları ve emniyet mensupları imza toplama işinde görev almışlar, çocuklar için öncelikli adımların tanıtımını üstlenmişlerdir.

Kampanya sonunda, Türkiye’den erkek, kadın ve çocuk imza verenlerin sayısı 16 milyon gibi inanılmaz bir sayıya ulaşmıştı. Başka bir deyişle, ülkedeki her dört kişiden biri imza vermişti ve nüfusla orantılandığında Türkiye tüm dünyada en çok imza veren ülke konumundaydı. Bu da Özel Oturumun hemen öncesinde Nelson Mandela’ya sunulan toplam imzaların %17’si demekti. Mutlak sayı olarak bakıldığında ise Türkiye 20 milyon imza toplayan Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyordu.

ÇKH’de de vurgulandığı gibi, çocuklar, kendilerini etkileyecek konularda karar verme durumunda olan kişilerle görüşlerini paylaşabilmeli ve bu konularda anlayabilecekleri biçimde bilgilendirilmelidir. SHÇEK, 2000 yılından bu yana UNICEF’in de desteğiyle Ulusal Çocuk Forumları düzenleyerek bu ilkeyi yaşama geçirmeye çalışmaktadır. İllerden gelen çocuk delegeleri her yıl ÇKH’nin BM tarafından kabul edildiği gün Ankara’da bir araya gelerek çocuk haklarıyla ilgili konuları tartışmaktadır. 2000 yılında gerçekleştirilen ilk forum Çocuklar için Evet Deyin kampanyasının tanıtılması ve başarısında hayli işlevsel olmuştur.

Çocuk katılımı, gerek UNICEF açısından gerekse onun Türkiye’deki ortakları açısından planlama ve programlama çalışmalarının giderek önem kazanan bir yönü olmuştur. Örneğin okullarda şiddete karşı mücadele, çocuk adalet sisteminin iyileştirilmesi ve ergenlere yönelik yaşam becerileri eğitimi gibi son dönemin önemli girişimleri, çocukların görüş ve düşünceleri de alınarak başlatılmış ve yürütülmektedir. 2006 yılında gerçekleşen 7. Çocuk Forumu’nda delegeler çocuk haklarını tüm Türkiye’de yaygınlaştırmak üzere kapsamlı bir kampanya başlatmışlardır.

Haydi Kızlar Okula!

Okul bahçesinde dans eden üç kız çocuğu

İlköğretimde toplumsal cinsiyet açığını kapatmaya yönelik Haydi Kızlar Okula! kampanyası Türkiye’nin önemli bir toplumsal seferberlik örneğidir.
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2007

1970’lerden bu yana, yaygın eğitim alanında örneğin açık öğretim ve okuma yazma kursları gibi UNICEF destekli girişimler, temel eğitim fırsatını kaçırmış kadınlara okuma yazma öğreterek ve eğitim vererek kız çocukların eğitimi alanında belirli bir mesafe alınmasını sağlamıştı. Daha yakın zamanlarda ise ilköğretime evrensel erişim, toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadının güçlendirilmesi, Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin (BKH) 2015 yılına kadar gerçekleştirilmesi yolunda önemli kilometre taşları olarak görülmektedir. Kız çocukların eğitimi yukarıdaki üç konunun her biriyle yakından ilişkili olduğundan, UNICEF Türkiye’de ilköğretimdeki cinsiyet açığının kapatılması doğrultusunda adımlar atılması gerektiğini savunmuştur.

Haydi Kızlar Okula! logosu

2003 yılında MEB UNICEF’in de desteğiyle kız çocukların ilköğretime kaydedilip okula devam etmelerini sağlamak üzere Haydi Kızlar Okula! kampanyasını başlatmıştır. Kampanya çerçevesinde öngörülen çalışmalar arasında, illerdeki resmi yetkililer, toplum önderleri ve ana–babalar arasında kız çocukların eğitiminin taşıdığı öneme ilişkin duyarlılığın geliştirilmesi; kapı kapı dolaşılarak kimi yerleşik tutumların değiştirilmesi; medya desteğinin alınarak konunun yerel ve ulusal ölçeklerde işlenmesi; ek derslikler için fon sağlanması ve kız çocuklarını okula göndermeleri için yoksul ailelere hükümet kanalı ile yapılan nakit yardımlar yer almaktadır.

Kampanya, Türkiye’nin kamusal ve özel destek sağlama seferberliği alanında yeni bir başarısı olduğunu kısa sürede ortaya koydu. Haydi Kızlar Okula! kampanyası daha sonraki üç yıl içinde kademeli olarak Türkiye’deki 81 ilin tamamını kapsar duruma gelirken, ilköğretimindeki cinsiyet açığı %15 oranında kapandı. Kampanya halen MEB çocuk dostu okul girişiminin ülke ölçeğindeki yaygınlığı kapsamında sürmektedir.

Gelecek

Türkiye’nin AB’ye hazırlık sürecinde yaşadığı siyasal, ekonomik, toplumsal ve kurumsal değişimlerle birlikte gelen olumlu ortam, çocuk yoksulluğuna özgü toplumsal eşitsizliklerin azaltılması bakımından ideal bir fırsat sunmaktadır. Avrupa ve Amerika’nın çok daha varlıklı ülkeleri dahil başka birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bu alanda belirli mesafeler alınmıştır: Türkstat’ın en son yoksulluk araştırmasına göre 2005 yılında Türkiye’de 15 yaşından küçük çocukların %28’den biraz daha az bir bölümü yoksulluk içinde yaşamaktaydı.

UNICEF Türkiye çalışanları

Mine Sungun

Mine Sungun,
EÇG Bölümü: Ne zaman ki doğumu izleyen ilk sekiz yıl içinde çocukların gereksinimi olan temel hizmetleri tam sağlayabilir duruma geliriz, o zaman UNICEF olarak Türkiye’deki işimizi başarıyla gerçekleştirdiğimizi söyleyebiliriz.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2007

Düşük gelirli aileleri gözeten daha çok mali politikaların devreye sokulması dışında, UNICEF Türkiye’de yoksulluk riski altındaki çocukları etkileyen toplumsal, kültürel, siyasal ve çevresel etmenleri göz önünde bulunduran çok daha kapsamlı bir stratejiden yanadır. 25 yaşam kalitesi göstergesi (25 YKG) esasına dayalı yeni bir veri toplama sistemi 2008 yılına kadar 81 ilin hepsinde devreye girmiş olacaktır. 25 YKG’nin, çocuk ve kadın haklarının yaşama geçirilmesinin daha iyi izlenmesi, çocuklara ilişkin sosyal politikalara girdi sağlaması ve çocukları yoksulluktan koruyacak sistematik bir yapının oluşturulması bakımından önemli katkılar sağlaması beklenmektedir.

Çocuk koruma, eğitim ve erken dönem çocuk gelişimine odaklanan UNICEF ile Hükümet arasındaki yeni Ülke Programı Eylem Planı (ÜPEP), insani gelişme göstergelerinin düşük kaldığı alanları, genel olarak düşük gelir düzeyindeki aileleri hedefleyecektir. ÜPEP, ilköğretimde cinsiyet açığının kapatılmasını ve okul terklerinin azaltılmasını; kurumsal bakımda asgari standartların oluşturulup güçlendirilmesini; kurumların ve kişilerin çocuk haklarına yönelik ihlallerden sorumlu tutulmasını; çocuklar için koruyucu ortamlar sağlanmasını ve çocukların daha iyi korunup gelişmesini sağlayacak politikaların, yasal düzenlemelerin ve izleme sistemlerinin benimsenmesini öngörmektedir.

Hakları temel alan girişimlerin kaynaştırılması ve kadınlarla çocukların durumunu izleyen, sağlıklı ve ayrıştırılmış veriler yalnızca eşitsizlikleri azaltıp nüfusun bu büyük kesiminin refahını geliştirmekle kalmayacak, aynı zamanda Türkiye’nin uzun erimli kalkınma hedeflerine de katkıda bulunacaktır. Yeni ÜPEP, Türkiye’nin ÇKH ve CEDAW’a, katılım sürecine ilişkin olarak Avrupa Komisyonu’nun yaptığı tavsiyelere uyum sağlamasına ve ülkenin BKH’nin yanı sıra Binyıl Bildirgesi’nin VI Bölümünde yer alan hedeflere 2015 yılına kadar ulaşmasına katkıda bulunacaktır.

UNICEF 2017 yılında 70. onyılını kutlarken Türkiye’nin de çocuklara uygun bir dünyada örnek ülke olması umulmaktadır.

Türkiye UNICEF’in de desteği ile çocuklar konusunda ilerleme sağlıyor

  • 1951–1960 UNICEF ile Türkiye 1951 yılında UNICEF’in ilk ülke ofisini açmasını sağlayan Temel Anlaşma’yı imzaladı; Profesör Dr İhsan Doğramacı 1958 yılında UNICEF Türkiye Milli Komitesi’ni dernek statüsünde kurdu.
  • 1961–1970 Düşük gelirli ailelere gıda yardımları başlatıldı; sağlık hizmetlerinde reforma gidildi; ülkede ilk kez ana–çocuk sağlığı merkezleri kuruldu ve verem, sıtma, cüzam ve trahoma karşı ülke ölçeğinde kampanyalar başlatıldı.
  • 1971–1980 Beslenme eğitimi yaygınlaştırıldı; yetişkin eğitimi, yaygın eğitim ve depremden zarar gören okulların onarımlarıyla ilgili programlar hazırlandı.
  • 1981–1990 Türkiye, 5 yaşından küçük çocukların %84’üne ulaşan kitlesel bağışıklama kampanyası ile tüm dünyadaki çocuk yaşatma ve gelişim devriminin başlatıcısı oldu; bütün çocukların rutin bağışıklanması yönünde talep oluşturuldu; Çocuklara Yönelik Politikalar Ulusal Kongresi 1989 yılında yapıldı.
  • 1991–2000 Genişletilmiş bağışıklama programı başlatıldı, zorunlu ilköğretim 8 yıla çıkarıldı. Türkiye, Marmara bölgesindeki depremlerden etkilenen çocuklara yönelik çocuk dostu öğrenme ortamları girişiminin öncülüğünü yaptı.
  • 2000+ Çocuk haklarına ilişkin ilgi ve kamuoyu duyarlılığı arttırıldı; ilköğretimde toplumsal cinsiyet açığının kapatılması için kız çocukların eğitimi kampanyası başlatıldı; Türkiye, AB ve UNICEF’in de desteğiyle çocuklara yönelik koruma ve adalet sistemi iyileştirme çalışmalarını başlattı.

Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2007

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa