ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, İlkbahar 2006: Geleceğe Bakarken

Ergen dönemindeki bir kız çocuk, Ankara

Tarih, nüfus açısından bugün en geniş ergen kuşağına tanık olmaktadır
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2006

Tarih, nüfus açısından bugün en geniş ergen kuşağına tanık olmaktadır. Eğitim sağlanmadıkça, ergenler yaşamdan beklediklerini bulamayacak, gelecekte kendi ailelerini ayakta tutup toplumlarına katkıda bulunma imkanlarından önemli ölçüde yoksun kalacaklardır. Benzer biçimde, potansiyellerini büyük ölçüde gerçekleştirmeleri ve bilgisizlik yüzünden gereksiz risklere girmemeleri için ergenlerin yaşıtları, aileleri, toplumları, medya ve devlet tarafından desteklenmeleri gerekmektedir.

EĞİTİM

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Araştırma ve Planlama Kurulu’na göre, orta öğretim brüt kayıt oranlarındaki cinsiyet açığı 2002-2003 okul yılı için %17’dir. Bu da, ergen yaşlardaki önemli sayıda kız çocuğun okulu bıraktığını veya çeşitli nedenlerle aileleri tarafından okuldan alındıklarını göstermektedir.

Bir kız öğrenci, Ankara

Ergenlik dönemindeki kızların Türkiye’nin kalkınma sürecinde yer alma ve bunun için yeterince eğitim görme hakkı vardır
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2006

İlköğretimde cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla MEB tarafından UNICEF’in de desteğiyle 2003 yılından bu yana yürütülen Haydi Kızlar Okula! kampanyasının önünde duran ve her 8 kızdan birinin öğrenimini tamamlayamamasına yol açan en büyük engel, toplumdaki adetlerin, ataerkil değerlerin ve açık cinsiyet ayrımcılığının oluşturduğu karmaşık bir bütündür. Bu sorun ilköğretimin altıncı ve sekizinci yılları arasında daha da belirginleşmektedir. Çünkü bu yaşlara gelindiğinde kız çocuklar ya evlenmekte ya da dışarıda çalışmakta veya bunların her ikisini birden yapmak durumunda kalmaktadırlar. Hangisi olursa olsun, sonuç mevcut potansiyelin gerçekleştirilemediği, ev işlerine aşırı bağımlı bir yaşamdır. Rakamlar da bu durumu teyit etmektedir: İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Aralık 2005’te yaptığı Hanehalkı İşgücü Araştırmasına göre 15 yaşından büyük kadın nüfusun yalnızca %23’ü resmen işgücü kapsamı içinde yer almaktadır.

Sorunun temelinde yatan eskimiş, sanayi öncesi geleneklerden hem kızlar, hem aileleri hem de devletin kendisi zararlı çıkmaktadır. Türkiye, gelişmekte olan ekonomisinin getirdiği talepleri karşılayabilmek için ergen nüfusunun potansiyelini geliştirmek, bu kesimi canlı ve hareketli kılmak zorundadır. En açık biçimde söylenirse, kızların kalkınma sürecine eşit biçimde katılma, bu katılımı sağlayabilmek için de yeterince eğitim görme hakları vardır.

İSTİHDAM

Güvenilir bir geçim kaynağına sahip olmama anlamında işsizlik, Türkiye’de yaygın bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. İşsizlik, diğer bütün nüfus gruplarına göre daha kalabalık bir kesim oluşturan ergenler için daha da ciddi bir sorundur. Hanehalkı İşgücü Araştırmasına göre, 15-24 yaş grubundaki erkeklerin %21’i, kadınların da %22’si işsizdir. 15 yaşından büyük nüfusa bakıldığında bu nüfus içindeki 25 milyon erkeğin 16 milyonunun bir işi vardır, 2 milyon kadar erkek de işsizdir. 15 yaşından büyük yaklaşık 26 milyonluk kadın nüfus içinde ise, 5 milyonu istihdam kapsamında görünürken işsiz olarak kayıtlı olanların sayısı yalnızca 682,000’dir.

15-24 yaş grubundan erkekler ve kadınlar arasında işsizlik oranı %22 ile birbirine hemen hemen eşittir. Bu, diğer nüfus grupları arasındaki işsizlik oranlarına göre çok daha yüksektir.

Ergen dönemindeki bir erkek çocuk, Ankara

15 ile 25 yaşlar arasındaki erkek ve kadın nüfusun kabaca % 22’si işsizdir -- gayrı resmi rakamların daha yüksek olması olasıdır
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2006

Bütün bunlara bakıldığında, nüfusun önemli bir kesiminin TÜİK rakamlarına yansımadığı anlaşılmaktadır. Bunun nedeni de, erkek nüfusun %29’unun, kadın nüfusun da %77’sinin işgücüne katılmamasıdır. Tarım ve hizmet sektöründe, kayıt dışı ekonomi kapsamında istihdam edilenler ve düşük ücretlerle çalışanlar, büyük olasılıkla Hanehalkı İşgücü Araştırması kapsamı dışında kalmaktadırlar.

Buna karşılık bugün güncelliğini önemli ölçüde yitirmiş çocuk işçiliği istatistikleri 1999 yılında 6-17 yaş grubundan tahminen 1.6 milyon çocuğun sanayide, ev ve tarım işlerinde çalışmakta olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece çocuklar zamanlarını ve enerjilerini, okul yerine, kendilerine ileride pek az yarar sağlayacak işlere harcamaktadırlar.

Kayıtlı işgücüne dahil olmayan ve sağlık sigortası bulunmayan bu geniş nüfus kesimi sonuçta sağlık hizmetleri açısından olumsuz bir konumdadır. İşsizler ve eksik istihdam kapsamındakilerin emeklilik sistemlerine ve diğer sosyal güvenlik kurumlarına prim ödemeleri de çok güç olduğundan, gelecekte hiç kuşkusuz bir takım maddi sorunlarla karşılaşacaklardır. Buna, Türkiye’de sayısı oldukça büyük olan ergen nüfus da dahildir.

Çocuk işçiliğiyle ilgili rakamların azalmakta olduğuna ilişkin bir kanıt yoktur. MEB’nin ‘telafi eğitimi’ programı çocuk işçileri de içerecek şekilde planlanmıştır. Bu çalışmada MEB, UNICEF, AB, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SHÇEK, Adalet Bakanlığı ve çeşitli STK’larla işbirliği yapmaktadır. Telafi eğitiminin, 10-14 yaşlarında olup okuldan ayrılmış veya hiç okula gitmemiş ergenlerin %30’una temel eğitimlerini tamamlama ve orta öğretime geçme açısından yarar sağlaması beklenmektedir.

KORUMA

Hükümetin 2005 yılı Ağustos ayında başlattığı Önce Çocuklar projesinin Türkiye’de çocuk koruma alanında yeni bir aşamaya işaret etmesi beklenmektedir. AB tarafından finanse edilen, UNICEF’ten de teknik destek alan Önce Çocuklar veya resmi adıyla Türkiye’de Çocuklar için İyi Yönetişim, Koruma ve Adalete Doğru projesi şunları hedeflemektedir:

  • Aile ve Çocuk Eğitimi Programı (AÇEP) ile dezavantajlı konumdaki ergenlere ve ailelerine ulaşılması;
  • kentsel alanlarda güç durumdaki ailelere mensup ergenlere yönelik ailesel danışmanlık ve akran eğitimi hizmetlerinin yaygınlaştırılması;
  • okul dışında olan veya yasalarla sorun yaşama riski bulunan ergenlere yönelik telafi eğitiminin uygulanması.

Okul ortamlarında ve çevresinde şiddet, ergenler ve çocuklar için önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. MEB tarafından, okullarda şiddet konulu 1. Şiddet ve Okul: Okul ve Çevresinde Çocuğa Yönelik Şiddet ve Alınabilecek Tedbirler Sempozyumu bu yıl Mart ayı sonlarında düzenlenmiştir. Amaç, eğitimciler ve genel kamuoyu içinde bu konuya ilişkin bilinç ve duyarlılık düzeyinin yükseltilmesidir.

Konu son dönemde medya tarafından aşırı disiplin uygulamaları, kabadayılık, öğretmenleri hedef alan şiddet ve ne yazık ki iki ölümle sonuçlanan öğrenciler arası kavgalar gibi haberlerle ele alınmaktadır. Durum böyle olunca, ülkenin çeşitli yörelerinde, başta kızlar olmak üzere çocuklarını okula gönderme konusunda zaten ikna edilmeleri gereken ana–babaların bu konuda daha da tereddütlü davranmaları beklenebilir. Sempozyum, son dönemde gerçekleşen olayların hayli öncesinde UNICEF’in de desteğiyle planlanmıştır. Beklenen, MEB’in Çocuk Dostu Okullar (ÇDO) sistemi oluşturmak için geliştireceği planlara yapıcı öneriler ve girdiler sağlanması ve okulların güvenli ortamlar haline gelmesidir.

1. Şiddet ve Okul: Okul ve Çevresinde Çocuğa Yönelik Şiddet ve Alınabilecek Tedbirler Sempozyumu hakkında daha fazla bilgiyi Basın Merkezi’nde bulabilirsiniz.

Önce Çocuklar projesi hakkında daha fazla bilgi okuyabilirsiniz.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa

ARŞİV
   

Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 1.3MB]

RSS feed bağlantısı * RSS nasıl kullanılır …