ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, İlkbahar 2006: Yaşam Gerçekleri …

Üç öğrenci -- iki kız ve bir erkek çocuk, Ankara

Türkiye’de ergenlerin üreme sağlığı, HIV/AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara ilişkin bilgi ve yaşam beçerileri sınırlıdır
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2006

UNICEF’e göre “ergenlik döneminde başlayan riskli davranışların gerek halk sağlığı gerekse psikolojik açıdan verebileceği zararları ortadan kaldırmak için büyük bir maliyet gerekebilir. Bu da ergen sağlığına yapılacak yatırımları zorunlu kılan bir etmendir.” Ne var ki, riskli davranışların salt ergenlerden kaynaklandığı sanılmamalıdır. Politikaları belirleyenler, hizmet sunanlar ve ana–babalar, ergen sağlığı ve gelişimine yönelik risklerin, ergenlerin kendi davranışları kadar, toplumdaki yerleşik tutumlardan ve ahlak anlayışından da kaynaklandığını dikkate almak zorundadırlar.

ÜREME SAĞLIĞI

Türkiye’de ergenlerin üreme sağlığı, HIV/AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara ilişkin bilgi ve yaşam beçerileri sınırlıdır; çünkü ergenler bu tür duyarlı konuları ana–babaları, büyükleri veya öğretmenleri ile konuşma fırsatını nadiren bulabilmektedirler. Bu yetersizliğin başlıca nedenlerinden biri cinsel ilişkiyi salt evlilik kurumu çerçevesinde gören yerleşik tutumdur. En son yapılan Türkiye Nufüs ve Sağlık Araştırması’nda (TNSA) şöyle denmektedir:

Ergen bir kız

Ergenlik dönemi, çocukların hızlı bir değişim içindeki bedenlerini tanıdıkları ve kimlikleriyle ilgili sorunları yaşadıkları bir dönemdir
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2006

Türkiye’de evlilik, hem evliliğin ülke genelinde yaygın olması hem de doğumların neredeyse tamamının evlilik içerisinde gerçekleşmesi nedeniyle demografik açıdan oldukça önemlidir. İlk evlenme yaşı da kadının gebelik riski altına girmesini ifade etmesi nedeniyle önemli bir demografik göstergedir.

Bu savı çelen herhangi bir kanıt olmamakla birlikte, hızla gelişen bu ülkede ergenlerin evliliğe kadar cinsel ilişkilerden kaçınacakları yolundaki örtük varsayım kaygı konusu olmaktadır. Oysa, cinsel anlamda daha fazla özerkliğin ekonomik ve toplumsal anlamda daha ileri düzeyde gelişmişlik arasında bir ilişki bulunduğu dünyada defalarca kanıtlanmıştır.

Bu gerçeği dikkate alan Hükümet, UNICEF’in de desteğiyle, kapsamlı yaşam becerileri eğitimi dahil olmak üzere ergenlerin sağlık alanındaki gereksinimlerini karşılayacak stratejileri devreye sokmaktadır. Aile ve Çocuk Eğitim Programı (AÇEP), 2001-2005 Ülke Programı’ndan edinilen dersler ışığında Benim Ailem olarak yeniden yapılandırılmıştır ve bu çerçevede 7-19 yaşlarında çocukları olan ailelere eğitim verilecektir. Ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 6-8 sınıflara yönelik temel eğitim müfredatına HIV/AIDS konusunu da eklemiştir.

HIV/AIDS konusu bir tür açmaza işaret etmektedir. 1985 yılından bu yana bildirilen HIV/AIDS vaka sayısı 2,254 gibi düşük bir rakamda olmasına karşın gerçek rakamın bunun çok üzerinde olduğu sanılmaktadır. Bilinç ve duyarlılık düzeyine ilişkin veriler ise eksik ve çapraşıktır.

TNSA, AIDS konusunda genel bilgi düzeyinin yüksek olmasına karşın, cinsel ilişki yoluyla bulaşan enfeksiyonlar (CYBE) ve HIV/AIDS’ten nasıl korunulacağına ilişkin bilgilerin çok sınırlı olduğuna işaret etmektedir. Örneğin kendilerine HIV/AIDS’ten nasıl korunulabileceğine ilişkin soru yöneltilen kişilerin %31’i bu hastalıktan korunulabileceğini bilmemekte, prezervatifin korunma sağlayabileceğini bilenler ise %22’de kalmaktadır. Genel olarak bakıldığında, daha yaşlı evli kadınların HIV/AIDS bilgileri gençlere göre daha fazladır. Ne yazık ki TNSA, bu konuda yetişkin ve genç erkeklerin neler bildiğini ortaya çıkaracak biçimde tasarlanmamıştır. Her iki cinsiyetin bilgi düzeylerini ortaya koyabilecek sağlıklı bir örneklem olmadıkça Türkiye’deki durumun kapsamlı bir değerlendirmesi mümkün olmayacaktır ve konu her geçen gün daha fazla ciddiyet kazanacaktır.

TNSA örnekleminin 15-49 yaş grubundaki kadınlardan oluştuğu gözetilirse, verilen yanıtlar, annelerin bu konuda bir ölçüde bilgisiz olduklarını göstermektedir. Anneler evlerde çocuklarından sorumlu başlıca kişiler olduklarından, bunun anlamı, ergenlerin üreme sağlığıyla ilgili bu önemli konular hakkında başka yerlerden bilgi edinmek zorunda kalacak olmalarıdır.

Genç bir anne ve iki çocuğu

Ergenlik dönemindeki kızları bekleyen erken gebelikle ilgili tehlikeler Türkiye için özel bir kaygı konusudur
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2006

ÇOCUK EVLİLİKLERİ

Yeterli fiziksel ve psikolojik olgunluğa ulaşmadan evlenen ergen kızların maruz kaldıkları erken gebelikle ilgili tehlikeler özellikle kaygı yaratmaktadır. TNSA’ya göre, ilköğretimi tamamlamayan ve başkaca eğitim görmeyen kadınlar, daha eğitimli yaşıtlarına göre toplamda iki çocuk daha fazla yapmaktadırlar. İlkokula bir süre gitmiş veya hiç gitmemiş kadınların %15’i ilk doğumlarını 15-19 yaşlarında yapmaktadır. Buna karşılık, bu kadınların lise mezunu yaşıtları arasında aynı yaşlarda doğum yapanların oranı yalnızca %3’tür. En son TNSA yapıldığı sırada bu yaş grubundan olup gebe veya doğum yapanlara bakılırsa, bu konumda olanların oranı 1998 yılında %10 iken 2003 yılında %8’e düşmüştür. Bunların da %2’si ilk çocuklarına hamiledir.

Giderek azalsa bile daha yoksul ve daha az eğitimli nüfus içinde halen yaygınlığını koruyan çocuk yaşta evlilikler, hiç kuşkusuz erken gebelik ve doğumları da beraberinde getirmektedir ve bu da ergenlik çağındaki kızlar arasında hastalık ve anne ölüm riskini artırmaktadır. Yerleşik adetler, görücü usulü evliliklerle -- söz hakkı bulunmayan kızların kendi özgür ve tam iradeleri dışında genellikle kendilerinden yaşlı kişilerle evlendirilmeleri -- genç kızların giderek gelişen cinselliklerini bastırmaya yöneliktir.

Çocuk evlilikleri yasalarda yasaklanmış olsa bile, doğum kayıtlarının yetersizliği ailelere bir çıkış yolu sağlamakta, ergenlik çağındaki kızlarını herhangi bir yaptırım olmaksızın evlendirmelerine imkan tanımaktadır. Dahası, birçok kırsal toplulukta imam nikahı yeterli sayılmakta, bu yüzden birçok evlilik resmi makamlar açısından kayıt dışı ve görünmez duruma gelmektedir.

Çocuk yaştaki evliliklerin ardındaki temel neden, genç kızın üzerinde herhangi bir şaibe dolaştığında ailenin namusuna halel gelmesi kaygısıdır. Aynı kaygı, daha acımasız başka bir tutuma, ergen yaşlardaki kızlar ve yetişkin kadınlar için bir tehdit olmaya devam eden ‘namus cinayetlerine’ de yol açmaktadır. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından Türkiye’de Namus Cinayetlerinin Dinamikleri başlığı ile yayınlanan en son rapora göre Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın, ailenin ‘itibarının sağlanması’ adına ölmekte veya öldürülmektedir.

Çocuk evlilikleri, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye (ÇHS) aykırı bir uygulamadır. Çünkü bu uygulama çocuğun yüksek yararına aykırıdır ve hiç kuşkusuz onun tam gelişimi önünde bir engeldir. Uygulama, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlama ve kadını güçlendirme amaçlı Binyıl Kalkınma Hedefine (BKH) de taban tabana zıttır; çünkü, ergen yaşlardaki kızın bir birey olarak gelişip olgunlaşmasını engellemekte, para ve mal (çeyiz) karşılığı kız vererek evlilik kisvesi altında fiilen insan ticareti yapmakta, kızı eğitim sisteminin dışında bırakmakta ve kendi cinselliği konusunda güvenilmez kişi sayarak kadını aşağılamaktadır.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 16. Maddesi şöyle demektedir:

Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesi hiçbir şekilde yasal sayılmayacak ve evlenme asgari yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi sicile kaydının mecburi olması için, yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır.

UNICEF’e göre ergen yaşlardaki kızların kendi gelecekleri hakkında karar verme kapasiteleri artırılmalıdır; ancak, cinayet ve şiddetin ailelerin namusunu temizleme aracı olarak görülmesi sürdükçe bunun gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır.

Türkiye’de Namus Cinayetlerinin Dinamikleri raporunu indirebilirsiniz.

En son TSNA raporu, 2003 yılında yapılmış olup, Hacettepe Üniversitisesi web sitesinde ulaşılabilir.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa

ARŞİV
   

Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 1.3MB]

RSS feed bağlantısı * RSS nasıl kullanılır …