

Jakob Simonsen BM Binası, Ankara, Eylül 2005: İşbirliği kavramının özü de budur: birlikte iş yapmak ve yaptığımız her şeyi BKH yolunda alınan mesafe açısından ölçmektir.
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2005
BM Mukim Koordinatörü Jakob Simonsen ile özellikle yoksulluğun ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunlarının önemini Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) ile ilgili Türkiye’deki gelişmeleri ve BM Ülke Ekibinin bu hedeflere ulaşmada Türkiye ile yaptığı ortak çalışmaları konuştuk.
Şurası çok açık ki, özellikle bölgesel eşitsizliklere, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, anne ve çocuk ölümlerine baktığımızda Türkiye’nin BKH doğrultusunda aldığı mesafe orta gelir düzeyindeki bir ülkeden beklenebilecek olanların dışındadır. Başka bir deyişle göstergeler, benzer kalkınmışlık düzeyindeki başka ülkelerdeki kadar dramatik değildir. Önemli olan, Türkiye’de ekonomik reform ve siyasal istikrarı sağlama adına yapılan işlerdir; bütün bunların, ülkenin BKH’ye ulaşmasında olumlu etkileri olacaktır.
Ne var ki, toplam rakamlara bakıldığında sağlanan genel ilerleme makul görünmekle birlikte, bu toplam rakamlar bize durumun tamamını anlatmamaktadır. Toplam rakamlar illere göre veya örneğin toplumsal cinsiyet gibi bazı başlıklara göre ayrıştırıldığında hemen her BKH’de birtakım zorlu görevlerle karşı karşıya olunduğu görülür. Toplam rakamlara bakıldığında sağlanan genel ilerleme makul görünmektedir; ancak, bu toplam rakamlar illere veya örneğin toplumsal cinsiyet gibi bazı göstergelere göre ayrıştırıldığında, bütün BKH’lerle ilgili aşılması gereken birtakım sorunların olduğu görülür.
Bir kere, ortada yoksulluk gibi bir sorun vardır. Ancak, burada söz konusu olan mutlak anlamda yoksulluk değildir ve Türkiye bu açıdan kritik bir durumda bulunmamaktadır. Gene de, eldeki resmi istatistiklere göre, nüfusun dörtte bir ile üçte bir arasındaki bir bölümü, gıda ve gıda dışı yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu da yoksulluğun bir sorun olarak gündemde olduğunu göstermektedir.
İstatistiklere göre, Samsun, Ankara, Adana, Mersin hattının doğusunda kalan özellikle kırsal alanlarda ise durum çok daha ciddidir. Bunun ötesinde, büyük kent merkezlerini çevreleyen ‘yeni yoksulluk’ alanlarında da aynı sorun görülmektedir. İnsanlar, daha iyi fırsatlar yakalayabileceklerini düşündükleri için büyük kentlere yönelmektedir. Oysa aradıkları, kendi becerilerine uygun fırsatları da hizmetleri de bulamamaktadırlar.
BKH göstergeleri açısından gerçekten daha iyi durumda olan ülkeler, son 30 yıllık dönemde eğitime öncelik tanımış olan ülkelerdir. Ancak, sağlanan bu başarı gerçekten uzun bir sürecin sonucudur ve yoksulluğun azaltılması için kısa dönemde birtakım önlemlerin alınması gerekir. Bu önemlerin en gerekli olanlarından biri ise devlet tarafından istihdam alanları yaratılmasıdır.
İstihdam yaratmak son derece güç bir iştir. Örneğin, ekonomiye para aktararak bir sürü iş sahası açabilirsiniz; ama bunun kendi kendini geliştirecek, sürdürülebilir bir yanı yoktur. İtiraf etmeliyim ki, alt katmanlar için, örneğin küçük ve orta boy işletmeler tarzında yeni işler yaratılmasında pek çok güçlük söz konusudur. Bu güçlükler ilgili olduğu kadar, başta kadınlar olmak üzere kişilere gerçek işin ne olduğu konusunda bir fikir vermekle de ilgilidir.
Genel olarak bakıldığında, yoksulluğun ardından Türkiye’nin önündeki diğer önemli sorunlar toplumsal cinsiyet ile anne ve çocuk ölümleri ile ilgili sorunlardır. Son dönemin reform süreci, kız çocukların eğitimi ve sağlık gibi önemli alanlara da uzanmıştır. Örneğin kadınlar, koşulların denetlenemediği, bebek ve anne ölüm riskinin yüksek olduğu ortamlar yerine daha güvenli ortamlarda, örneğin bir sağlık kuruluşunda doğum yapmaya özendirilmektedirler.
Ancak, bir konuda net olmak gerekir: mesele tek başına bakım ve sağlık hizmetleri sağlanması değildir. Çünkü, yoksullar bu hizmetleri talep etmeye de pek eğilimli değillerdir ve aynı durum eğitim için de geçerlidir. Kültürel davranışlar, bir bakıma, bu alanlarda hizmet talebini engellemektedir. Bu da, BKH’lere ulaşılmasını birçok açıdan daha karmaşık bir iş haline getirmektedir. İş salt daha fazla sağlık kuruluşunun veya daha fazla dersliğin hizmete sokulmasından ibaret olsaydı durum çok daha kolaylaşırdı. Asıl önemli olan, bu hizmetlere yönelik talebin artırılmasıdır. Bu da, tutum ve davranışlar konusunu gündeme getirmektedir; başka bir deyişle, toplumda bu konularda bilinç ve duyarlılık yaratılması gerekmektedir.
Toplumsal cinsiyet alanındaki güçlendirmeler, Türkiye’de izlenecek politikalarla gerçekleştirilebilecek önemli bir görevdir. Yasal düzenlemeler uzun süredir fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik olmakla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna bakıldığında, bu alandaki göstergeler çok yetersizdir. Örneğin Türkiye’de kadınların kayıtlı işgücü piyasasına katılımları, benzer kalkınmışlık düzeyindeki diğer ülkelerin gerisindedir. Türkiye’nin kalkınma düzeyinde, parlamentodaki kadın üye oranının yalnızca %4.2’de kalması ve belediye başkanları arasında hiç kadın olmaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Türkiye’de kadınların işgücü piyasasına daha iyi erişebilmeleri sağlanmalıdır. Evlerindeki işleri kız çocuklarına veya ailenin başka üyelerine devretme zorunluluğunu ortadan kaldıracak hizmetler sağlanmadan kadınların çalışma yaşamına atılmaları beklenemez. Gerçekten dayatıcı olan bu gereksinimin karşılanması için, düzenlenmiş ve iyi işleyen gündüz çocuk bakım hizmetleri sisteminin oluşturulması şarttır.
Ancak kadınlar, köklü bir kültürel değişim yaşanmadan da çalışma yaşamına katılamazlar. Burada da davranışlara daha fazla dikkat gösterilmesi gerekir. Örneğin, bir araştırmada görüşülen kadınların %40’ından fazlasının kocalarından dayak yemeyi kabul edilebilir bir durum olarak görmektedir. Bu da tutum ve davranışların ne kadar dramatik boyutlarda olduğunu göstermektedir. Daha da kötüsü, bu kadınların %60’ının 15-19 yaş grubunda olmasıdır, çünkü değişimin öncülerinin genç kuşaktan kişiler olması beklenir. Dolayısıyla, ortada bir zincir vardır ve bu zincirin halkaları da politika, erişim, kültür ve davranışlardır.
Önemli olan bir başka nokta da BM kuruluşlarının, BKH’nin salt BM ile ilgili bir gündem olmadığını iyi kavramalarıdır. BM olarak bizim, BKH’nin Türkiye’nin bugünkü, kısa dönemdeki politikaları içinde nereye oturduğunu görmemiz, ardından bunların Türkiye açısından neden önemli olduğunu göstermemiz gerekir. Başka bir deyişle, ülkeye uzanan bu köprüyü kurmak bizim görevimizdir; yoksa, Türkiye’nin bize doğru böyle bir köprü kurmasını bekleyemeyiz. Bu köprü kurulduktan sonra, tek başına göstergelerin de ötesinde hükümetin ve bir ülke olarak Türkiye’nin uygulamakta olduğu politikaların gündeme geleceği yeni bir düzeye geçebiliriz ve bu düzeyde kendimize izlenen bu politikaların BKH’lere ulaşılması açısından yerinde olup olmadığı” sorusunu sorabiliriz.
Program çerçevesindeki çalışmalarımızı yürütürken yapacağımız her şeyin Türkiye’yi BKH’lere daha da yaklaştıracak sonuçlar vermesi gerekir. Programlar, tek tek her kuruluşun kendi görev sorumluluğunun ötesinde, BKH ile de uyum içinde olması gerekir.
Örneğin UNICEF’i ele aldığımızda, kız çocukların eğitimi yalnızca okullulaşma oranları ile ilgili bir konudan ibaret değildir. Burada asıl söz konusu olan, bilinç ve duyarlılık düzeyinin geliştirilmesi, kız çocukların gelecekte ne yapacakları, kendi ailelerini kurduklarında nasıl bir tutum izleyecekleridir. Dolayısıyla, bu programın hedeflerine ulaşılmasında farklı BM kuruluşları kendilerine düşen görevleri yapacaklardır. Bu açıdan kendimize sormamız gereken soru şudur:
Bu alanda BM sisteminin geri kalan kesimi ne yapıyor ve Türkiye’nin yararı açısından birlikte ne yapabiliriz?
İşbirliği kavramının özü de budur: birlikte iş yapmak ve yaptığımız her şeyi BKH yolunda alınan mesafe açısından ölçmektir.
Binyıl Kalkınma Hedefleri (BKH) 2005 Türkiye Raporu’nu indirebilirsiniz [PDF 2.2MB].
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
EVET DEYİN, SONBAHAR 2005
Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 684KB]