ÇOCUKLAR İÇİN BİRLEŞİN-- UNICEF

Evet Deyin, İlkbahar 2005: Mahmut Oral

Ankara’da kağıt mendil satıyan bir erkek çocuk

Mahmut Oral: Duyarlılık, yalnızca insanların bu olgudan zarar gördükleri veya medyanın konuyu gündeme taşıdığı durumlarda artmaktadır.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2005

Mahmut Oral, gazeteci ve yayıncı olarak meslek yaşamında çocuklarla ilgili konuları Türk kamuoyunun dikkatine sunma açısından büyük işler yapmıştır. UNICEF’le birlikte gerçekleştirdiği kapsamlı çalışmalarda, kendi bölgesi olan Diyarbakır’da Haydi Kızlar Okula! gibi kampanyalarda aktif rol almıştır. Oral burada Türkiye’de sokak çocuklarının sayısında görülen çarpıcı artışa değinmekte ve kendi meslek alanının bu konuda yapabileceklerine ilişkin görüşlerini iletmektedir.

Medyanın ve genel kamuoyunun son dönemde daha fazla ilgi gösterir göründüğü sokak çocukları sorunu, aslında Türkiye’nin uzun süredir devam eden sorunlarındandır.

Konu, bundan yaklaşık on yıl kadar önce gerçekleşen iç göç dalgasının ardından gündeme yerleşmiştir. Bu göç dalgasında milyonlarca insan yerlerinden ayrılıp ülkenin özellikle batısındaki büyük kent ve kasabalara yerleşmiştir. Bu insanlar, yarattıkları yeni bir ‘alt-kültürle’ gecekondu mahallelerinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Türkiye’de, bu tür yerleşimlere ‘gecekondu’ adı verilmesi ilginçtir. Bu, bir gecede olup biten bir şeyi anlatmaktadır. Ancak, sokak çocukları sorununun hemen bir günde ortaya çıkmadığı açıktır. Konunun son dönemde daha popüler hale gelmesinin nedeni, bu göçmen ailelerin sokaklarda yaşayan ve/veya çalışan çocukları arasında uyuşturucu ve madde bağımlılarının da bulunduğunun ortaya çıkmasıdır.

Köklü Çözümler

Örnek olarak Diyarbakır’ı ele alacak olursak şunu görüyoruz: 1995 gibi görece yakın bir geçmişte bile bu çocukların sayıları yüzlerle ifade edilebilirken bugün kentin bütününü ele aldığımızda 20 bin çocuktan söz edilmektedir. Bu, verilen resmi rakamdır. Vurgulamalıyım ki, Diyarbakır gibi bir kentte sokaklarda çalışan/yaşayan bu sayıda çocuk olması gerçekten ürkütücü bir durumdur.

Bu çocuklar arasında uyuşturucu veya madde bağımlısı olanlar da vardır. Kuşkusuz bu çocukların rehabilitasyonuna ve aileleriyle bütünleştirilmelerine yönelik çabalar vardır. Ancak, doğrusunu söylemek gerekirse, bütün bunlar henüz köklü bir çözüm getirmekten uzaktır. Bunlara, okyanusta birer damla da diyebiliriz.

Belediye, Valilik, STK’lar ve kişiler dahil çeşitli kesimler içten çabalar sarf etmekle birlikte, büktün bunlar çocukları içine düştükleri girdaptan çekip çıkarmaya yetmemektedir. Kanımca konu daha bütünlüklü bir yaklaşım gerektirmektedir.

Potansiyel paydaşlardan çoğu sorundan haberdar olsa bile, henüz ortada çözüm getirecek tam gelişkin bir hizmet modeli yoktur.

Daha açık söylersek, yeterli duyarlılık gösterilmemektedir. Duyarlılık, yalnızca insanların bu olgudan zarar gördükleri veya medyanın konuyu gündeme taşıdığı anlarda artmaktadır.

Oysa, bu çocuklar tehdit oluşturmamaktadır; kendileri tehdit veya ağır risk altındadır.

Medyanın Alması Gereken Doğru Konum

Medya sokak çocuklarına karşı şu veya bu düzeyde önyargılıdır. Bu da genel kamuoyunun kestirme yargılara varmasına yol açmaktadır. Bence medya bu çocuklara bir tehdit kaynağı olarak değil, savunmasız, kendileri tehdit altında insanlar olarak odaklanmalıdır.

Şu an için medya, söz konusu çocukların risk altında oldukları ve bu nedenle korunmaları gerektiği gerçeğine odaklanma açısından doğru konumda değildir.

Başka bir deyişle, gerek basılı gerekse görsel medya bu çocuklarla ilgili haber yaparken doğru konumda yer almak zorundadır. Belki de medyanın bu konumdaki çocuklarla ilgili özel muhabirler yetiştirmesi gerekecektir.

Aslında suç işlemeye zorlanan veya bu duruma getirilen bir çocuk tehdit altındadır; oysa günümüzün medya standartları bu çocuğu suçlu olarak sunmaktadır. Bu konuda bir anlaşmaya varılması gerekir. İvedilikle yapılması gereken, medyanın bütün kesimlerini bir araya getirerek bu konuda ortak bir açıklamada ve taahhütte bulunmalarını sağlamaktır.

Bu, medyanın çocukları herhangi bir biçimde istismar etmesini önleme ve çocuklar açısından etkili bir savunma mekanizması oluşturma açısından önemli bir adım oluşturabilir.

Öle yemeği paylaşan iki erkek çocuk

Mahmut Oral: Sorunu kökünden çözmeye yönelik kapsamlı bir girişim olmadıkça, sokak çocukları sorunu da sürüp gidecektir.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2005

Deneyimden Hareketle Konuşulursa

Bizim mesleğimizde insanlar her an işlerinden çıkarılabilirler. Böyle işsiz kaldığım bir dönemde geçici olarak bir kafeterya işletmeye başlamıştım. Civarda simit ve tatlı gibi şeyler satan bir çocuk vardı. Her sabah çok erken saatlerde işine çıkıyordu. Kafeteryamda iş vererek çocuğa yardımcı olmak istedim. Ama gazeteci olarak yeniden mesleğime döndüğümde çocuk da sokak satıcılığına dönmüştü.

O zaman ikna oldum ki, hiçbir kişisel girişim veya hayırseverlik bu sorunu tümüyle çözemez.

STK’lar kendi alanlarında her zaman değerli girişimler başlatmaktadır; ancak bunlar da tam çözüm açısından yetersiz kalmaktadır.

Ben, UNICEF’in etkinliklerinde yer alarak ve bu etkinlikleri destekleyerek yapabileceğim en iyi şeyi yapmaya çalışıyorum.

Eğitim ve Medya

Kuşkusuz, bu alandaki kişisel girişimlerin herhangi bir değer ve anlam taşımadığını söylemiyorum. Ancak, sorunu kökünden çözmeye yönelik kapsamlı bir girişim olmadıkça, sokak çocukları sorunu da sürüp gidecektir. Daha kötüsü, giderek ağırlaşabilecektir. Sokaktaki çocuk sayısı bugün ikiyse bu bir hafta sonra dört olacak, böyle sürüp gidecektir.

Bütün tarafları belirli bir sonuç ve karar çevresinde odaklayacak bir eşgüdüm kuruluşu olmalıdır. Örneğin UNICEF gibi. Medyaya da bu konuda önemli görevler düşmektedir. Görsel ve yazılı basın kapsamlı bir program aracılığıyla toplumun bütün kesimlerine ulaşabilecek bir çalışmada rol almalıdır.

Televizyon izleme alışkanlıkları konusunda yapılan akademik bir araştırmaya göre ülkede televizyon izleme oranı %97.6’dır. Bu da görsel medyanın önemine işaret etmektedir. Pasif izleyiciler bile, televizyonun etkisinde olumlu veya olumsuz biçimlerde kalabilmektedir. Televizyon kanalları çocuklara ve ana–babalara yönelik eğitici programlar hazırlayabilirler. Bu tür programların ailelerin televizyonu en çok izlendiği zaman dilimlerinde yayınlanması ülkeye ve geleceğimize büyük yarar sağlayacaktır.

Eğitim, kuşkusuz en iyi çözümdür. Hükümetin elindeki en etkili mekanizma eğitimdir. Eğitimcilerimiz, STK’ların ve medyanın yardımlarıyla soruna derinlemesine nüfuz edebilmelidirler. Ailelerin eğitime gereksinimi vardır; çünkü, çocukların sokaklara yönelmelerinin çocukların kişilikleri kadar çok sayıda ve çeşitli nedenleri olsa bile, hem sorunun hem de çözümünün temelinde ailenin yattığı açıktır.

Çocukların eğitim sisteminden daha fazla destek görmeleri gerekmektedir. Çünkü, eğitimin sunabileceği yararlara gereksinimleri vardır ve belki de bunun kadar önemlisi, çocukların, birçok sokak çocuğu gibi kendilerini dışlanmış hissetmelerinin önlenmesi son derece önemlidir.

 ◀ Önceki sayfa  |   ▶ Sonraki sayfa

ARŞİV
   

Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 1.2MB]

RSS feed bağlantısı * RSS nasıl kullanılır …