

Türkiye’de her büyük şehir ve kentte sokaklarda zorlukla yaşayan veya kendi zekaları sayesinde ayakta durmaya çabalayan büyük bir çocuk nüfusu vardır. Bu çocuklar heryerdeler ancak aynı zamanda görünmez olmuşlardır. Durup biriyle konuşun; yoldan geçen birinin ilgisine merak duyarak ve kısa bir sürede nereden geldiklerini anlamadan küçük bir grup oluşturmaktadırlar. Bazılarıyla okul hakkında, sokakta bulunma nedenlerini ve yaşamın onlar için nasıl oduğunu konuştuk.
Ümit: Karanlık çökünce eve gidiyorum çünkü bu çocukların beni yakaladığında ne yapacağını bilmiyorum.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2005
Ümit yara bandı satıyor. En büyük sorunu tiner koklayan çocuklar. Onu korkutuyorlar.
Onlar şu yollun sonundan ya da oradan gelebilirler,
diyor, sahneyi gergin bir heyecanla canlandırıyor.
Onları görür görmez kaçıp taksi durağına saklanıyorum. Karanlık çökünce eve gidiyorum çünkü bu çocukların beni yakaladığında ne yapacağını bilmiyorum.
Onların yüzünden insanlar bize de tinerci çocuk diyor.
Ankara’nın en işlek caddelerinden birinde mendil satıyor. Onun dediğine göre ilköğretim dördüncü sınıfta.
Bu yıl ortaöğretimde olmalıydım fakat iki yıl okula gidemedim. Ailem para sıkıntısı çekiyor bu yüzden çalışmak zorundayım.
Deniz, yaz ve kış buraya geldiğini söylüyor. Ailesinin bu işi yapması için onu zorlamadığında ısrar ediyor ama kazandığı paranın onlara destek olduğunu alçak bir sesle anlatıyor. Ancak okulda dersleri çok iyi değil:
Uzakta, Sitelerde oturuyoruz. Buradan oraya gelip gitmek uzun bir yol. Eve ulaştığımda çok yorgun oluyorum bu yüzden ders çalışamıyorum.
Neden buraya geliyorum? Yaşadığım bölgede kimse kağıt mendil almaz. Bazan çevrede insanlar bana kızıp bağırıyorlar ama çoğunluğu beni görmezden geliyor. Biliyorum çocuklar çalışmamalı. Biliyorum çocukların hakları var, eğitim gibi, ama ailemin yardıma ihtiyacı var ve çalışmak zorundayım diğer kardeşlerim gibi.
Turgay ve Mesut aynı boya sandığını paylaştıkları için kendilerine ‘ortak’ diyorlar. Kazandığımızı ikiye bölüyoruz
diyor Turgay, kollunu Mesut’un omzuna atarak. Bu çocuklar Ankara’nın yoksul bölgelerinden biri olan Altındağ’dan geliyorlar. Ortaöğretime gittiklerini söylüyorlar. Turgay birinci, Mesut ikinci sınıfta.
Mesut Eğer hava güzelse buraya her gün çalışmaya geliyoruz
diyor. Okuldaki durumlarını sorduğumuzda, Turgay diyorki:
Teşekkür almıyoruz ama sınıfta da kalmıyoruz.
Akşamları yorgunluktan çalışamıyoruz
diye ekliyor Mesut.
Mesut’un iki kız kardeşi de çalışmıyor. Kazandığı parayla onlara bazen birşey alıyor fakat kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra çoğunlukla kazancını ailesine veriyor. Turgay ailesine destek olduğunu ama aynı zamanda para biriktirdiğini söylüyor.
Şu anda kumbaramda 150YTL var. 23 Nisan bayramında kardeşime ve kendime hediye alacağım.
Turgay ve Mesut: Biz ortağız, kazandığımızı ikiye bölüyoruz.
Fotoğraf Rana Mullan © UNICEF Türkiye 2005
Özkan yara bandı satıyor. O sokaklarda çalışmaya okul yaşından önce başlamış. Şimdi meslek lisesi metal bölümünde okuyor. Fotoğrafının çekilmesini istemedi:
Öğretmenlerim ne yaptığımı biliyor ve onlar durumumu anlıyor. Fakat arkadaşlarıma söylemiyorum çünkü anlamazlar. Belki yanlış anlarlar veya bana ‘sokak çocuğu’ diyebilirler.
Fakat sokak çocuğu değilim. Çünkü çok iyi okuyorum.
Mustafa: İnsanların ilk suçladığı biz oluyoruz.
Fotoğraf Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2005
Eğer bir hesap yaparsanız, bu bölgede yaklaşık yirmi kişiyizdir
diyor Mustafa, Bu bizim bölgemiz.
Yirmi kadar arkadaşı kısa konuşmamız sırasında çevremizde toplanmaya başladı, birbirlerini iterek konuşma fırsatı yakalamaya çalışıyorlardı.
İlköğretimi bitiremedim ama yeterince para kazanıyorum,
diyor, yoldan geçen birine üçlü kağıt mendil satmaya çalışarak.
Tabii tatsız şeyler geliyor başımıza her zaman. Geçen gün şu dershanenin önünde birinin parası çalınmış. Bunun için beni suçladılar. Polis yakalayıp karakola götürdü. Sonunda benim yapmadığımı anladılar ve bıraktılar.
Böyle durumlarda insanların ilk suçladığı biz oluyoruz.
İnsanlar bizden korkuyor ama bizde onlardan korkuyoruz. Her fırsatta bizi suçluyorlar, sokak çocuğu diyorlar sanki burada doğmuşuz gibi ya da tinerci çocuklar kovalıyor elimizden kazandığımız paraları almak için.
Ertan yedi yaşından beri çeşitli şeyler satarak sokaklarda çalışıyor. Mamak’ta babası ve beş erkek kardeşiyle birlikte yaşıyor. Peki, annen nerede?
Annem var,
omuzlarını silkiyor, fakat Annem yok. Biz kendimize bakıyoruz.
Ertan’ın babasının sırt problemi var ve çalışamıyor.
Bütün kardeşlerim sokaklarda çalışıyor -- ayakkabı boyuyor, kağıt mendil ya da yara bandı satıyor.
Cansu: Ailemin yardıma ihtiyacı var ve kardeşlerim gibi çalışmak zorundayım.
Rana Mullan
© UNICEF Türkiye 2005
Biz çocukların soyadlarına burada yer vermiyoruz fakat Cansu zaten soyadını bilmiyor ya da hatırlamıyor. Cansu diğer dört kardeşi gibi okula hiç gitmemiş:
Diğerleri altı ya da sekiz yaşları arasında ama emin değilim. En küçüğümüz bir yaşında. Onu biliyorum.
Onun okuma-yazması yok fakat parayı biliyor: Bak, bir milyon lira, yeni bir Türk Lirası
diyerek, parayı başın üstünde bayrak gibi sallıyor.
Babam ayakkabı boyacısı fakat çok borcumuz var. Ne yapabiliriz? Annem gibi ona yardım ediyoruz,
diye açıklıyor parktaki kuğularla fotoğraf çekilmeyi istemeden önce.
Daha önce hiç kimse benim fotoğrafımı çekmedi veya sokakta benle konuşmadı. Mendil bile almıyorlar. Fakat bana kızıyorlar. Polis de bana kızıp bağırıyor:
Git, gözüm görmesin senigibi şeyler söylüyor.
Tabiki okula gitmek isterim
diyor. Parkın uzak bir köşesindeki bir grup kız çocuğunu göstererek: Onlar gibi,
diyor.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
EVET DEYİN, İLKBAHAR 2005
Bu sayıyı pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 1.2MB]