

İstanbul, 16 Haziran 2003 -- Sayın Bakan, Sayın Elçi Kretschemer, Bölgesel Çocuk Ağı Başkanı Nemsadze, Sayın Devlet Yetkilileri ve Sayın Konuklar:
Bundan bir yıl önce Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Çocuk Özel Oturumu’nda (BMÇÖO) dünya liderleri, gerçekleşmeleri halinde Çocuklar için Uygun bir Dünya yaratacak olan somut hedeflere yönelik çocuk haklarına desteklerini beyan etmişlerdi. Harekete geçiş Programı istisnasız tüm kız ve erkek çocukların özgür bir çocukluğa sahip olabilecekleri küresel bir çevre tasarlamaktadır -- oyun oynayabilecekleri, öğrenebilecekleri, sevgi görecekleri, saygı görüp ve değer verilecekleri, onların güvenliği ve refahlarının yüceltileceği -- sağlık, huzur ve onurlu bir şekilde yetişkinliğe adım atabilecekleri bir çevre.
Bölgelsel Çocuk Ağı, Birleşmiş Milletler Çocuk Özel Oturumu (BMÇÖO) sırasında Çocuklar için Evet Deyin kampanyası için halkın egemenliğini oluşturan savunuya ilham vermiş ve tasarlanan bu dünyaya doğru yeni bir çabayla hızlanan bir ilerleme bağı oluşturmuştur -- bir dünya ki hiç bir çocuğun ayrımcılığa uğramadığı, dışlanmadığı bir dünya.
Bu, Tüm Çocuklar Eşit Haklara Sahiptir adlı kampanyadır -- ve bugün BÇA’nın, Türk Hükümeti ve Avrupa Birliği (AB) değerli temsilcileri ile bunu İstanbul’da başlatmanın onurunu taşıyorum.
Arkadaşlarım, bizler Çocuklar için Evet Deyin kampanyasını 26 milyon insanın onayı ile desteklediği dünyanın bir bölgesindeyiz -- ve çoğunluğun öncellikle çocuklara karşı her türlü ayrımcılığın ve dışlanmanın önlenmesini seçtiği bir bölge.
Bu 26 milyon imza, Orta ve Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Baltık Devletleri’nden (ODA/BDT) gelmiştir. Tüm dünyada UNICEF’in aldığı onayın yaklaşık dörtte biridir.
Ve bunun 16 milyonu Türkiye’den gelmiştir -- bunun anlamı ülkedeki her dört insandan biri onay vermiştir.
Bu dikkat çekici dışavurum şans eseri değildir. Bölgedeki hükümetler kendi paylarına düşeni yerine getirip oy kullanma yönünde bir atmosfer oluşturmuşlardır. Raporun işaret ettiği gibi Özel Oturumu’nun (BMÇÖO) birinci yıl dönümünde hükümetler harekete geçiş için platform oluşturarak etkili bir çaba göstermişlerdir.
Fakat 1990 yılındaki muhteşem BM Zirve ve Konferansları döneminden çıkarılacak ders göstermiştir ki sivil halkın beklentisi kelimelerin etkili bir harekete çevrileceğine emin olmaktır -- ve bu uğraş içinde, BÇA Çocuklar için Küresel Hareket (ÇKH) sadece etkili bir savunucu değil aynı zamanda Çocuklar İçin Uygun bir Dünya yaratmak için temel hazırlayacak güçlü bir rol oynayabileceğini kanıtlamıştır.
Çocuklar için Evet Deyin kampanyası gibi Tüm Çocuklar Eşit Haklara Sahiptir hareketide ümitsizlik degil umuttur. Bu dünyanın her yerinde insanlar için sahip çıkılma ve değer verilme fırsatı -- dünyaya hatırlatmıştır ki koruyucu bir çevre yaratarak en azınlıktaki ve dışlanmış çocuklara refah sağlamak sadece sivil halkın yükümlülüğü değildir. Hükümetler, kurumlar ve her türlü sivil toplum kuruluşlarınında benzer yükümlülükleri bulunmakta -- ve bu yükümlülükler yerine getirilmelidir.
Dışlanma, dezavantajların oluşturduğu bir kısır döngü yaratır. Böylece yoksulluğun, sağlıksızlığın, eğitimsizliğin ve umutsuzluğun mirası bir kuşaktan diğerine aktarılır. Dışlanma, istikrarı ve demokrasiyi tahrip eder; kamu hizmetlerine getirdiği aşırı yük ve üretkenlik kaybı nedeniyle toplumları ekonomik geriliğe mahkum eder.
Milyonlarca çocuk için dışlanma önemsiz bir geçiş dönemi değil -- değişik formlardaki ayrımcılığın sonucu kalıcı bir durumdur.
Dışlananlar kimler? Yetersiz beslenen bebekler, boyunduruk altındaki kız çocukları, çocuk askerler -- tümü, sadece hakları olan refah ve potansiyelden yoksun bırakılmamışlar aynı zamanda sorumluluk sahibi ve yapıcı vatandaş olma haklarındanda yoksun bırakılmışlardır.
Dünyanın bu bölgesinde, Roman yada diğer azınlık çocukların dilleri yerel okullarda kullanılmamakta ve bu çocukların eğitim alma ve yeterliliklerine ulaşma şansları böylece sıfıra inmektedir.
Bölgede hemen hemen 18 milyon çocuk günde kişi başına US$2.15’dan az gelirle yaşamaya çalışan ailelerin yanında yoksulluk içindedir.
Yoksul aile çocukları, etnik azınlık çocukları, özürlü çocuklar, iç göç nedeniyle yerinden edilmiş ve kırsal bölge çocukları sağlık ve eğitim bütçeleri kesintiye uğradığında orantısız bir şekilde sıkıntı çekmektedirler.
Bölgedeki çocukların en az %10’u fiziksel ve/ya da zihinsel özürlü durumundadır veya gelişimleri gecikmiştir. Nedenlerin başında önlenebilir nitelikteki yetersiz beslenme ya da hastalıklar gelmektedir.
Çocukların kurumlara yerleştirilmeleri, bugün bile, çocuk koruma alanında akla ilk gelen uygulama durumundadır. Bugün kamusal bakım altındaki çocuk sayısı 1.5 milyon civarındadır. Bu, 1989 yılından bu yana 150,000’lik bir artış demektir ve bu kimsesiz ve özürlü çocukların 1 milyonu kurumlarda yaşamaktadır.
Onlar kırsal bölgelerde aşılama veya diğer yaşam-kurtarıcı hizmetlerin ulaşamadığı çocuklardır, kendileri ve aileleri HIV/AIDS’le yaşadıkları için damgalanıp toplum tarafından dışlanan çocuklardır. Onlar aile krizi ve özürlülükten dolayı kurumlarda büyüyen çocuklardır, şiddete karşı savunmasız olan ve yoksulluğun büyüttüğü istismara maruz kalmış kız çocuklarıdır, sıgınma kamplarında büyüyen çocuklar, iç göç yaşamış, ayaklanma ve çatışmalardan dolayı travmaya uğramış insanlar, kararlara katılım hakları ellerinden alınmış, sessiz ve seçeneksiz yetişkin bir yurttaş olmanın eşiğinde gençler.
Bu bölgeye baktığımızda, çocukları ilerlemenin dışında bırakan aynı engellerin tekrar tekrar karşımıza dikildiğini görüyoruz: Yoksulluk, azınlık, özürlülük, kurumlara yerleştirme uygulamaları, çatışmaların yarattığı etkiler, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve HIV/AIDS’in dışlayıcı damgası -- Bunlar, sizlerin tam zamanında başlattığınız gerekli bir kampanyanın ana temalarıdır. Pek çok örnekte bu temalar birlikte devreye girerek dışlanmayı kat be kat artırmaktadır.
Yoksulluk, çoğu durumda azınlık statüsü ile yan yana var olmaktadır. Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya ve Slovakya’daki Roman nüfus üzerinde yakınlarda yapılan bir araştırma, bu insanların yalnızca üçte birinin ilkokulu bitirdiğini, yaklaşık %50’sinin işsiz olduğunu ve her 6 kişiden birinin
sürekli açlık çekmedurumunda olduğunu ortaya koymuştur.
Bölgedeki ülkelerden üçte biri 1989 yılından bu yana ortaya çıkan, büyük ölçüde etnik nefret ve hoşgörüsüzlüğün ürünü olan silahlı çatışmalara tanıklık etmiştir. 2000 yılında bölgede kendi ülkelerinde yerinden olan 2.2 milyon insan vardı ve mülteci sayısı da 1 milyonu bulmaktaydı. Bunların çoğunu kadınlar ve çocuklar oluşturmaktadır.
Ve şimdi bölge, HIV enfeksiyonunun en hızlı yaygınlaştığı bölgedir. Utanç ve ayrımcılık tehtidi, bu genç insanları, kendilerini koruyabilmek için gereksindikleri bilgi ve hizmetlerden uzak tutmaktadır.
Arkadaşlarım, ayrımcılık ve dışlamanın acımasız düzeni hoş görülemez -- bundanda öte çünkü önlenebilir. Kesinlikle bu bölge şimdiden bir çok kaynak ve bilgiyle bu zorbalıga bir kerede ve tamamen son verme gücüne sahiptir.
Burası yeryüzündeki en kültürlü ve eğitimli bölgelerden biridir -- bunun anlamı insanları ve kaynakları çocukların lehinde seferber etmede büyük kazancınız vardır.
Çocuk sağlığında, bölgedeki ülkeler çabalarını artırarak önemli aşılarla her çocuğa ulaşmaya çalışmaktalar. Ve burada Türkiye, iki yıllık geniş bir aşı kampanyasıyla 20 milyon çocuğa ulaşma hedefine ilerlemektedir.
Bölgedeki hemen hemen bütün ülkelerde ekonomi canlanmakta, demokrasi pekişmektedir. Bölge, değişimi benimseyen, yeni uluslarının oluşumuna katkıda bulunmaya istekli milyonlarca dinamik ve coşkulu genç barındırmaktadır.
Ve bu bölge hükümetleri, çocuklar için samimi taahhütlerde bulunmuştur; her hükümet, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’sini (ÇHS) el üstünde tutmaya söz vermiş, ulusal liderler gerek Binyıl Kalkınma Hedeflerini, gerekse geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletler Çocuk Özel Oturumu’nda belirlenen Yirmibirinci Yüzyıl hedeflerini benimsemişlerdir.
Bu kararlılığın uzantılarından biri de, Türk Hükümetinin, Çocuk Hakları Koalisyonu ve gençler tarafından UNICEF’le işbirliği halinde bugün başlatılacak olan kız çocukların eğitimi kampanyasıdır.
Sayın konuklar ayrımcılık ve dışlamayla ilgili mücadele, ilk olarak ve en başta Hükümetlerin sorumluluğundadır. Politikaları belirleyen, yasaları çıkartan ve uygulayan, sosyal programlar hazırlayarak bunları yürüten, onlardır. Fakat biliyoruz ki, çocuk hakları alanında daha geniş tabanlı bir hareket gereklidir. Ve bu Çocuklar için Uygun bir Dünya gündeminin gerçekleştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Tüm Çocuklar Eşit Haklara Sahiptir kampanyası, yerel yönetimlerin, parlamenterlerin; sivil, dinsel ve geleneksel liderlerin, ailelerin, toplulukların ve topluluk gruplarının; yerel ilgi gruplarının, meslek kuruluşlarının, kitle iletişim araçlarının, Birleşmiş Milletler kuruluşlarının, özel sektörün ve nihayet gençlerle çocukların kendilerinin harekete geçirilmesi için bir fırsat sunmaktadır.
Toplumun kıyılarına itilmiş çocukların haklarının güvence altına alınması açısından vurguyu dışlanmanın sonuçlarından temeldeki nedenlerine kaydırmamız gerekmektedir. Bu bağlamda kendimize zorlu sorular yöneltmeliyiz: Neden, yarıklardan aşağıya bunca çok sayıda çocuk düşüyor? Toplumlarımızda, ekonomilerimizde, sosyal hizmetlerimizde ve aile destek hizmetlerimizde iyi işlemeyen ne var? Bu düzeydeki bir çocuk yoksulluğu ve dışlanması bile hoşgörüyle karşılanıp
kaçınılmazgörülüyorsa, o zaman Sosyal Sözleşme nosyonumuza ve temel değerlerimize ne oldu? Bu durumda çatışmaların ve terörizmin beslendiği küskünlük ve öfkeyi kendimiz yaratmış olmuyor muyuz?
Her toplum -- doğuda ya da batıda kuzeyde ya da güneyde, bu tür sorulara kendi yanıtlarını bulmalı -- ve ivedilikle harekete geçmelidir.
İnanıyorum ki, Tüm Çocuklar Eşit Haklara Sahiptir kampanyası sayesinde önümüzdeki yıl ülkelerinizde kapsamlı bir tartışma ortamı gelişecek, bu sayede geçerli çözümler bulunabilecektir. Burada mesele yalnızca yasaların iyileştirilmesi ya da politikaların değiştirilmesinden ibaret değildir. En az bunlar kadar önemlisi, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlüğün zihinlere yerleşik olduğunu kavramak, değişime karşı direnen kökleşmiş tutumların üzerine yürümektir. Kampanyada çocukların görüşlerinin dikkate alınması, onlara tartışmalarda ve karar süreçlerinde söz hakkı tanınması yararlı olacaktır. Bir başka başarı etmeni de, ayrımcılığa karşı mücadelede ve olumlu rol modellerinin ortaya konmasında kitle iletişim araçlarının gücünün seferber edilmesidir. Politikalarda reform yapılmasına ilişkin tartışmalarda sivil topluma ve STK ağına da bir yer bulunması önemlidir; ama bu konunun topluluklar önünde açıkça tartışılması da en az bunun kadar önemlidir.
Bütün bunlar en başta ortaklıklar kurarak çalışma anlamına gelmektedir. UNICEF, BÇA ile böyle bir ortaklık içinde yer almaktan memnundur. Ayrıca, Tüm Çocuklar Eşit Haklara Sahiptir şemsiyesi altında yürütülen bölgesel çocuk hakları eğitimi projesinde Avrupa Komisyonu ve STK ağları ile birlikte yer almaktan da büyük bir memnuniyet duyuyoruz.
Çocuklar için Küresel Hareket (ÇKH) oluşturmanın yolu, bugün burada başlattığımız türde ortaklıklardan geçmektedir. Tüm enerjisi ve kararlılığı ile harekete geçen sivil toplum, korunmaya en muhtaç olandan başlayarak dünyadaki her çocuğun refahını sağlama sorumluluğunu taşımaktadır. Bunun için sadece kapsamlı ve kararlı ortaklıklarla çocukların kurtulması ve gelişimi için, yoksulluğun ortadan kaldırılması hedeflerine ulaşmada, HIV/AIDS’in yayılma hızını azaltmak ve silahlı çatışmaları durdurma amacıyla, ve çocuklar için bu yeni yüzyılın ilk yılında kapsamlı bir gündem oluşturmalıyız.
UNICEF adına, size asil katkıda bulunma çabalarınızdan dolayı başarılar dilerim.
Teşekkür ederim.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
ÇOCUK HAKLARI KONULU DİĞER BASIN AÇIKLAMALARI