

Hüseyin Çelik: Genç kuşakların karşılıklı anlayış ve uyuşmazlıkların barışçı çözümü konularında eğitilmesinden bir bütün olarak toplum yarar sağlayacaktır.
Fotoğraf Oğuz Sağdıç © UNICEF Türkiye 2006
İstanbul, 19 Mart 2006 -- Milli Eğitim Bakanı Dr. Hüseyin Çelik, ilki gerçekleştirilen 1. Şiddet ve Okul: Okul ve Çevresinde Çocuğa Yönelik Şiddet ve Alınabilecek Tedbirler konulu sempozyumun açılış konuşmasında şunları söyledi:
Şiddet hiçbir yerde, özellikle okullarda asla hoş görülemez. Eğitim sisteminde görevli herkes, okul yöneticileri, öğretmenler ve elbette her bir öğrenci, çocuklar ve aileler, okullardaki bu sorunu çözmek için üzerine düşeni yerine getirmelidir.
Bununla birlikte, çözüm polisiye veya askeri anlamda güvenlik önlemlerinde veya ağır disiplinde aranmamalıdır. Gerekli olan mantıklı tartışmalar ve savlar geliştirmektir. Oturup farklılıklarımızı konuşmaya istekliysek, ister küçük ister büyük çaplı olsun, her uyuşmazlık için barışçı ve taraflar açısından onurlu çözümler bulabiliriz. Çocuklarımıza değerlerimizi örnekleriyle anlatmalı ve okulları daha güvenli mekanlar haline getirmede onlara yardımcı olmalıyız. Her şey bir yana, kalem kılıçtan daha güçlüdür ve genç kuşakların karşılıklı anlayış ve uyuşmazlıkların barışçı çözümü konularında eğitilmesinden toplumumuz bir bütün olarak yarar sağlayacaktır.
Sorunun temelinde yatan çeşitli konulara değinen Çelik sözlerini şöyle sürdürdü:
Şiddet içeren davranışların temelinde çeşitli nedenler vardır; dolayısıyla yalnızca şiddetin verdiği hasar ve yol açtığı sonuçlara odaklanmakla yetinemeyiz. Asıl önemli olan nedenlere eğilmek, çocukların evde ana–babaları, okullarda ise öğretmenleri tarafından dövülmeleri gibi sosyal gerçeklerle yüzleşmektir. Ergen yaşlarda ise üniversitelerde polis dayağı yiyenler de vardır. Askerde ise, ‘disiplin’ adına üstleri tarafından şiddete maruz bırakılanlarda vardır.
Böylece, çocukluğun daha ilk dönemlerinde evde başlayan şiddet döngüsü bebeklikten ergenliğe ve yetişkinliğe kadar kişinin yaşamının bütün evrelerinde süreklilik kazanmaktadır. Fiziksel ve duygusal şiddet olayları gündelik basında yer almakta, bir anlamda desteklenmekte, hatta kullanmaktadır. Televizyonu kirleten ucuz dramlardan ‘aksiyon’ filmlerine, gazetelerde okuduğumuz sansasyonel felaketlerden kanlı saldırganlık olaylarına, kolay etkilenebilen çocuklarımızın zihinlerini kuşatan şiddet içerikli bilgisayar oyunlarına kadar bu konu yaşamlarımıza nüfuz etmektedir.
Önlemlerden söz ettiğimizde, herbirimize çok önemli görevler düşmektedir; bir köşede soba başında oturanlardan dünya liderliğinin en üst kademelerine kadar toplumun her düzeyinde mantığa ve barışçıl örneklere yönelik tutarlı talepleri kastediyoruz.
Çelik, içten konuşmasını, Sempozyumun bir eylem planı ile sonuçlanması beklentisini dile getirerek tamamladı. Bakanın belirttiğine göre bu plan kapsamlı bir izleme sistemi ile birlikte Türkiye’deki bütün okullarda Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından uygulanacaktır.
Edmond McLoughney: Genç kuşakların karşılıklı anlayış ve uyuşmazlıkların barışçı çözümü konularında eğitilmesinden bir bütün olarak toplum yarar sağlayacaktır.
Fotoğraf Oğuz Sağdıç © UNICEF Türkiye 2006
Sempozyumun açılışında bir konuşma yapan UNICEF Türkiye Temsilcisi Edmond McLoughney konuya kendi çocukluk dönemi deneyimleriyle girdi:
Şiddet içeren disiplin biçimleri benim yetiştiğim ortamlara da büyük ölçüde damgasını vurmuştu. Gerek ana–babalar gerekse öğretmenler, çocuklara yönelik fiziksel cezaları disiplin adına sorgusuz sualsiz benimsemekteydi.
Örneğin bacaklara atılan bir şaplak gibi, hafif gibi görünse de aşağılayıcı yanı su götürmeyen cezalardan gerçekten barbarca sayılabilecek uygulamalara uzanan uygulamaların yanlışlığı ‘dayak yoksa çocuk şımarır’ türü kötümser bir mantığın egemen olduğu durumlarda sorgulanmıyordu. Çocuklar olarak şiddet içeren davranışları kabullenmeyi yetişkinlerin örneklerinden hareketle öğrendik. Ancak yetişkinliğe ulaştığımızda kendi gelişim yıllarımızda maruz kaldığımız bu tür davranışların üzerimizdeki yıkıcı etkilerinin farkına varabildik.
Benim kendi çocuklarım daha bilgili ortamlarda büyüyor. Çocuklarımdan hiçbiri, en hafif biçimiyle de olsa, şiddet içeren bir disiplin yöntemlerine maruz bırakılmadı; ve bundan zarar da görmediler, mutlu ve sağlıklı bir gelişim için gerekli hiçbir şeyden bu yüzden yoksun kalmadılar.
Ancak, hiç kuşkusuz, bir gerçeği öğrenmiş oldular: Şiddetin kısırlığı ile lekelenmedikçe, yaşam çok daha zengin ve verimli bir deneyim sunmaktadır.
McLoughney, konuşmasında rahatsız edici bir gerçeği de dile getirdi. Buna göre, Avrupa Bölgesinde şiddet yüzünden günde dört çocuk yaşamını yitirmektedir:
Okullarda şiddet küresel bir olgudur; dolayısıyla, Türkiye’deki okulları dünyanın başka yerlerindeki okullardan ayıran özel bir durum söz konusu değildir.
McLoughney, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu Sempozyum Türkiye’nin Avrupa’daki komşularına ve tüm dünyadaki okullara örnek olacak biçimde soruna güvenilir çözümler geliştirmesi ve okulların çocuklar için güvenli ortamlar haline getirmesi açısından önemli bir fırsat sunmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı önderliğinde yürütülen bu çalışmaya UNICEF istenilen her türlü desteği sunmaya hazırdır.
Birinci Okulda Şiddet Sempozyumu tanıtım afişi
© UNICEF Turkey 2006
29-30 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen Sempozyumun birincil hedefleri şunlardı:
İkincil hedefler ise şöyle özetlenebilir:
İletişim ve eğlence alanlarında şiddet içeren temaların yaygınlaşmasının, şiddetin gündelik yaşantının bir parçası olarak görülmesi ve kabullenilmesi gibi özellikle olumsuz bir etki yarattığı üzerinde duruldu. Televizyonda, basında ve Internet’te şiddet içeren temalara rahatlıkla ulaşılabilmesi başta çocuklar olmak üzere her kesim için ciddi bir tehlike oluşturduğundan, medyanın bu bağlamdaki rolü geniş biçimde tartışıldı.
Katılımcıların fikir birliğine vardıkları konulardan biri de; medyanın bu konunun tarafsız bir gözlemcisi olmanın çok ötesinde, şiddet ve okullara ilişkin haberler yaparken etik ve düşünceli bir tutum geliştirmesinin gerekliliği idi. Yazılı ve görsel basın, konuya sansasyonel bakış açılarından uzak, ölçülü bir biçimde yaklaşırsa ve paniğe veya kitlesel öfkeye yol açmayacak sorumlu habercilik ilkelerini gözeten haberler yaparsa okul ve şiddet konusunda genel bilgi ve duyarlılık düzeyini önemli ölçüde yükseltebilir.
Sempozyumun kapanışında, katılımcılar, ilgili tarafların rollerini ve sorumluluklarını belirten bir Bildirge yayınladılar.
28-30 Mart tarihlerinde İstanbul’da uluslararası katılımla gerçekleştirilen Sempozyuma katılan kamu kurumu temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, öğrenciler ve ebeveynler aşağıda belirtilen hususlarda görüş birliğine varmıştır:
Bu çerçevede;
Kamu kurum ve kuruluşlarının,
Milli Eğitim Bakanlığı’nın,
Okulların,
Anne babaların,
Medyanın
gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sempozyumda yapılan tartışmaların ve ulaşılan sonuçların, 2006 yılında tamamlanması beklenen Birleşmiş Milletler Çocuğa Yönelik Şiddet Küresel Araştırması kapsamında da önemli bir katkı sağlaması beklenmektedir.
Ayrıca, akademik çalışmaların eşgüdümlü hale getirilmesi ve alınan tedbirlerin izlenmesi amacıyla gerekli sistemlerin oluşturularak uluslararası çalışmalara ve ağlara katkıda bulunulması öneriler arasında yer almıştır.
Sempozyum katılımcıları olarak bizler, yukarıda belirtilen konularda görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmekteki kararlılığımızı ve Sempozyumda getirilen önerilerin değerlendirilmesinin ve uygulanmasının takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyurur ve toplumun tüm kesimlerini okul ve çevresinde şiddeti önlemek için işbirliğine davet ederiz.
Sempozyum bulgularını temel alan ve okullarda şiddetin önlenmesini amaçlayan bir ülke eylem planı hazırlanmaktadır. MEB, çocuk dostu okullar sistemi aracılığıyla bu eylem planını 2006 yılı sonuna kadar tüm ülkede uygulamaya koyacaktır.
Bu arada, Sempozyumda yapılan çeşitli sunumları ve ulaşılan bulguları içeren bir yayın hazırlanacaktır.
Sempozyumun, Birleşmiş Milletler Çocuğa Yönelik Şiddet Küresel Araştırması kapsamında da önemli bir katkı sunması beklenmektedir. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, UNICEF ve DSÖ tarafından ortaklaşa başlatılan çalışma, her çocuğun, hangi biçimde olursa olsun şiddete karşı korunma hakkını temel almaktadır. Çalışma, sorunun önlenmesi ve sonuçta ortadan kaldırılması için, 18 yaşından küçüklere yönelik şiddetin niteliği, nedenleri ve yaygınlığı konusunda araştırma ve verileri derleyerek yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeylerde harekete geçilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.
Birleşmiş Milletler Çocuğa Yönelik Şiddet Küresel Araştırması, BM Genel Kuruluna sunulduktan sonra 2006 yılı içinde yayınlanacaktır.
Daha fazla bilgi için:
Sema Hosta, İletişim Sorumlusu, UNICEF Türkiye:
Tel: +90 (0)312 454 1010
Fatma Özdemir-Uluç, Eğitim Sorumlusu, UNICEF Türkiye:
Tel: +90 (0)312 454 1007
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
ÇOCUKLARIN KORUNMASI KONULU DİĞER BASIN AÇIKLAMALARI