

Sonuçta Türkiye’deki okulların geleneksel cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesine büyük oranda katkıda bulunduğu söylenebilir.
Photograph by Sinem Akay © UNICEF Türkiye 2003
Son yıllarda gerçekleştirilen tüm bu geliştirme çalışmalarına karşın, eğitimde cinsiyet farkı konusu, sekiz yıllık temel öğretim programında ve öğretim materyallerinde hala bir dar boğaz oluşturmaya devam etmektedir.
Türkiye, eğitimde toplumsal cinsiyet duyarlılığının sağlanmasını öngören iki uluslararası belgeye imza atmış bulunmaktadır:
Pekin +5 Sonuç kararlarının ‘Kızlar ve Eğitim’ Bölümünde, Kalıplaşmış cinsiyet rollerinin ısrarla kullanılmasının kızların okula erişimini ve okula devamını engellediği
vurgulanmaktadır.
Pekin Eylem Planı, eğitimin her düzeyi için toplumsal cinsiyete duyarlı öğretim programlarının oluşturulmasını ve uygulanmasını öngörmektedir. Ayrıca bu doküman, imzası olan ülkelere:
… erkek çocuklar ve yetişkin erkeklerin değişen toplumsal cinsiyet rolleri ve sorumlulukları çerçevesinde, eğitim materyallerini ısrarla muhafaza edilen kalıplaşmış cinsiyet rollerinden arındırmak için politikalar geliştirmekle sorumlu tutmuştur.
Diğer belge, yani Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi’nin (CEDAW) 5. Maddesi de imzalayan ülkeleri,
… kadın veya erkeği diğerine göre aşağılayan; kadın veya erkeğin diğerine göre daha üstün olduğunu savunan veya kalıplaşmış cinsiyet rollerini temel alan rolleri öngören tüm adet, uygulama, geleneksel davranış, ve önyargıların ortadan kaldırılmasını sağlamakla yükümlü kılınmaktadır.
Söz konusu belgenin eğitimle ilgili olan 10. maddesinin (c) bendinde ise, eğitimin bütünleştirilerek güçlendirilmesi, farklı eğitim türlerinin de geliştirilmesi, okul öğretim programlarının ve özellikle de okul kitaplarının gözden geçirilmesi ve öğretim yöntem ve tekniklerinin yeniden oluşturulması
bu amacın gerçekleştirilebilmesi için gerekliliği görülmektedirler.
Buna karşılık henüz öğretim programında veya öğretme/öğrenme materyallerinde ve/veya ders kitaplarında cinsiyet rollerinden arındırma çalışmaları gerçekleşememiştir. Ders kitaplarında hala erkeklere aktif, kadınlara ise pasif roller verilmektedir. Dolayısıyla materyallerde erkeklere kamusal alanda aktif rol ve görevler verilmesi sürdürülürken, kadınlara uygun görülen işler koca/çocuk bakımı, ev işi vb, ile kısıtlı tutulmaktadır1.
Sonuçta Türkiye’deki okulların geleneksel cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesine büyük oranda katkıda bulunduğu söylenebilir. Kalıplaşmış cinsiyet rollerinin öğretilmesi yetişkinler için okuma yazma kurslarında da kendini göstermektedir2. Öğrencide mevcut olan geleneksel kalıplar, bu materyallerle genelde sürdürülmekte veya güçlendirilmektedir.
Acil gereksinim olmasına karşın, eğitim materyallerinin toplumsal cinsiyet duyarlılığını vurgulayan bir bakış açısıyla ve yaklaşımla gözden geçirilmesi … bu gözden geçirmeyi gerçekleştirecek kişilerin eğitimi
ve cinsiyetçi ögelerin ayıklaması sonrasında yeni materyallerin üretimi
konularında politikalar ve mekanizmaların oluşturulması henüz gerçekleştirilememiştir.
Türkiye’de kız çocuklar ve erkek çocuklar Cumhuriyetin ilk yıllarından beri eğitimin her düzeyindeki okullara erişim açısından yasalar önünde eşit konuma sahiptirler. Temel Öğretim (ilköğretim eğitimi) zorunlu bir haktır. İlköğretimi takibeden eğitim düzeylerine devam ise, öğrenci ve ailesinin isteğine bırakılmıştır. Ancak uygulamada, kızlar ve erkeklere karşı bu eşitlikçi davranış, etkili olan olumsuz güçleri eğitimin her aşamasında dengeleyebilecek düzeyde bir ‘olumlu ayrımcılık’ uygulanmadığı durumlarda, erkekler lehine bir durum yaratmaktadır. Tercih durumlarında, özellikle de farklı cinsiyete sahip çocuklar arasında seçim yapma zorunluluğunun olduğu hallerde kız çocuk yerine erkek çocuğun okula kaydedilmesi uygulamaları dikkat çekici biçimde görülmektedir. Kız çocuklarının okula kaydettirilmemesi, veya kayıttan birkaç yıl sonra okula devam ettirilmemesi şeklindeki geleneksel davranış biçimlerinin günümüzde de düşük gelir gruplarında ve/veya kırsal alanlarda devam ettiği görülmektedir.
Cinsiyet ayrımı, eğitim süreçlerinde de sıklıkla izlenmektedir. Öğretmenlerin içinde yetişmiş oldukları sosyal ortam, sosyalleşme biçimleri, ve eğitimleri, genelde onların neyin geleneksel olduğunu sorgulamalarını engellemektedir. Araştırmalar, öğretmenlerin okullarının erkek egemen bir yapıda olup olmadığı konusunu sorgulamadan görmezden geldiklerini; bu nedenle cinsiyetçi yaklaşımlara, ders kitaplarının tutucu ve hatta cinsiyet hatalı içeriklerine dikkat etmediklerini ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin cinsiyet ayrımcılığını fark etmemeleri, sorgulamamaları ve özen gösterememeleri onların da geleneksel cinsiyet rollerini içselleştirmiş olmalarının bir göstergesi olarak tanımlanabilir.3, 4, 5
Kızların eğitimi ile ilgili süreçlerin önemli bir ögesi de okulda çalışanlar arasında gözlenen cinsiyet farklarıdır. İlköğretimdeki okul müdürlerinin sadece %3’ü kadındır . Kadın öğretmenlerin oranı ise ilköğretimde %44, lisede ise %39’dur. Üniversitelerde cinsiyet farkı daha da artmaktadır. Erkeklerin eğitimin üst düzeylerinde ve matematik, fizik gibi daha "önemli" konularda yoğunlaşmaları, kadın öğretmenlerin ise, daha alt sınıflarda ve okuma-yazma gibi dersleri öğretiyor olmaları, bilimin üst düzeyinin ‘erkek alanı’ olduğu hakkında verilen mesajı güçlendirmektedir.
Kız çocukların öğrenme ortamının farklı ve kendine özgü bir boyutu vardır. Kızların öğrenim gördükleri psikolojik ortam hakkında derlenmiş sistematik veri bulunmamaktadır. Ancak yapılmış bulunan çok sayıda araştırma ve gözlem, bu psikolojik ortamın ne ifade ettiği hakkında bazı ipuçları vermektedir. Bir psikolojik ortam olarak okul, sadece öğrenme süreçleri bağlamında değil, tırnaklar, saçlar, giysiler, arkadaş ilişkileri gibi konularda da otoritenin kontrolüne tabi olması nedeniyle, tanımı gereği stresli bir ortamdır. Burada kızlar özellikle mercek altındadırlar ve sıklıkla da öğretmenleri tarafından davranış biçimleri ses tonu vb, konularda ek kısıtlamalara tabi tutulurlar. Bu nedenle kızlar çareyi dikkatleri üzerlerine çekecek davranışlardan, soru sormaktan, tartışmalardan ve karar verme süreçlerine katılımdan kaçınmakta bulurlar. Böylece alacakları riskler azalır. Ancak bu durumda etkin öğrenme için gereken ilişkiler de en aza indirgenmiş olur. Bu stratejinin bir sonucu olarak, özellikle de kırsal alanlarda, kızların daha az disiplin sorunları olmakta, kızlar geleneksel cinsiyet rollerine uygun beklentiler doğrultusunda temizlik, hizmet, okul içi ve dışında dayanışma gibi konularda gönüllü olarak ortaya çıkmaktadırlar.6
Genelde okulların ciddi güvenlik ve emniyet sorunları yoktur. Milli Eğitim Bakanlığının fiziksel standartlarını uygulayabilmek için okulların büyük bölümünde önemli iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilmiştir, ancak hala bu çalışmaların devam etmesi gerekmektedir. Eğitim ortamı sadece okul binalarıyla sınırlı değildir. Kentsel alanların çevresinde yer alan bazı okullar ile kırsal alanlardaki bazı okullara erişim özellikle kışın çok zordur. Devlet tarafından 2.5 kilometreden daha uzak mesafede oturanlara servis imkanı verilmesi, kızların okula erişimini büyük oranda rahatlatmıştır. Buna ek olarak, yatılı bölge okulu uygulaması da uzak mesafede oturmanın olumsuz etkilerini azaltan olumlu bir uygulamadır. Ancak uygulamada işletme sorunları ile ilgili pek çok güçlük yaşanmaktadır.
1 Helvacioğlu, F, Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik 1928-1995, Kaynak Yayınları, İstanbul 1996 ve Altan, S, Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik, Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Ankara 2000.
2 Yetişkinler için Okuma-yazma Öğrenimi ve 1. Kademe Eğitim Programı, MEB 2000.
3 Gök, F, Türkiye’de Eğitim ve Kadınlar, 1993 -- bakınız: Tekeli, Ş, Derleyen, 1980’ler Türkiye’sinde Kadın Bakış Açısından Kadınlar, İletişim Yayınları, İstanbul 1995;
4 Gök, F, ve Okçabol, R, Öğretmen Profili Araştırma Raporu, Eğitim Sen, İstanbul 1999;
5 Türkoğlu, H, Kadın Öğretmenler ve Sendikal Katılım, Eğitim Sen Örneği, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara 1999.
6 Acar, F, Ayata, AG ve Varoğlu, D, Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık: Türkiye’de Eğitim Sektörü Örneği, Kadın Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Ankara 1999.
Eğitimin Toplumsal Cinsiyet Açısından İncelenmesi, Türkiye 2003, 10. Bölümde Verilerin Analizi’nde devam ediyor.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
EĞİTİMİN TOPLUMSAL CİNSİYET AÇISINDAN İNCELENMESİ, TÜRKİYE 2003
Eğitimin Toplumsal Cinsiyet Açısından İncelenmesi, Türkiye 2003’ü pdf formatında indirebilirsiniz. [PDF 664KB]