

Bina Agarwal
Çocukluk döneminde insan yeteneklerinin gelişmesi, büyük ölçüde ailenin ve devletin çocukları yoksunluktan koruyabilme gücüne bağlıdır. Başta toprak ve konut gibi fiziksel olanlar olmak üzere mülke erişimi çok sınırlı olan ailelerin çocukları yaşamlarına önemli bir dezavantajla başlarlar. Birçok gelişmekte olan ülkenin kırsal alanlarında, küçük bir toprak parçasına sahip olunması bile bir ailenin aşırı yoksulluğa düşmesini önleyebilir. Kentsel yerleşimlere gelindiğinde, yoksul mahallelerde kalitesiz konutlarda aşırı kalabalık bir yaşam söz konusu olabilmektedir.
Yakın zamanlarda yapılan araştırmalar, ailenin elindeki varlıkların çocukların esenliği açısından olumsuz sonuçlar verdiğine işaret ederken, bu alanda en büyük farklılık annenin elindeki varlıklara göre ortaya çıkmaktadır. Dünyanın pek çok bölgesinden kanıtlar, başta yoksul hanelerdekiler olmak üzere kadınların, ellerindeki varlıklardan sağladıkları gelirin önemli bir bölümünü hanenin, en başta da çocuklarının gereksindiği temel mal ve hizmetlere harcamakta olduklarını göstermektedir. Buna karşılık erkekler, ellerindekilerin daha büyük bir bölümünü içki ve sigara gibi şeylere harcamaktadırlar. Belirli varlıkların babanın değil de annenin mülkiyeti altında olduğu durumların çocukların yaşamı açısından yarattığı farklılığın çarpıcı örnekleri vardır. Örneğin Brezilya’nın kentsel alanlarında yapılan bir araştırmaya göre, eldeki varlıklardan elde edilen gelir babanın değil de annenin eline geçtiğinde çocukların sağlıklı yaşama şansları da görece artmaktadır. Böyle durumlar, özellikle kız çocukların sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratmaktadır. Hindistan’ın kırsal kesimlerindeki çocukların, anneleri gelir elde ettiğinde okula devam ve tıbbi bakım görme şanslarının arttığı görülmüştür. Hindistan’ın güneyindeki Kerala eyaletinin küçük çiftçileri arasında, annenin bahçede sebze yetiştirmesi ve ürünlerini kendi bildiği gibi kullanması durumunda çocukların beslenmesi de bundan olumlu biçimde etkilenmektedir.
Harcama kalıpları arasındaki farklılıklardan ayrı olarak, ellerinde örneğin toprak gibi varlıkları bulunan annelerin evlerindeki pazarlık güçleri de artmaktadır. Böylece, babanın denetimi altındaki gelir söz konusu olduğunda bile sağlanan gelir ev içinde cinsiyetler arası daha eşitlikli biçimde paylaşılmaktadır. Yakın dönemde yapılan araştırmalar, ayrıca, tarım arazisi ya da başka mülkleri bulunan kadınlar söz konusu olduğunda aile içi şiddetin de azaldığını göstermektedir. Bunun da çocuklar üzerinde olumlu etkileri olmaktadır; çünkü ev içi şiddete tanık olarak büyüyen çocuklar, diğerlerine göre daha ağır bir duygusal ve davranışsal baskı altına girmektedirler.
Kadınların mülkiyetten ya da mülkiyet hakkından yoksun olmaları, HIV/AIDS’in tehdit oluşturduğu yerlerde çocukların esenliğini de etkileyebilmektedir. Başta Sahra Güneyi Afrika’dakiler olmak üzere birçok ülkede, kocaları bu hastalık yüzünden ölen dul kadınların çocukları umarsız duruma düşmektedir. Çünkü, geleneksel miras hukuku anneleri mirastan yoksun bırakmakta, böylece kadınlar topraksız ve evsiz kalmaktadır. Kadınların ve çocukların esenliğini etkileyen etmenler arasında yalnızca özel mülk sahipliğinin ötesinde, orman ve temiz su kaynağı gibi topluluk mülkiyeti altında olan varlıklara erişim durumu da yer almaktadır. Çocuklar (özellikle de kızlar) yakacak toplama, hayvanlara yem hazırlama ve su getirme gibi işlerde annelerinin başlıca yardımcılarıdır. Kıtlık bu işlerin külfetini artırmakta, hatta bazı çocuklar bu işlerde annelerine yardım edebilmek için okulu bırakmakta ya da hiç okula gitmemektedir. Topluluklara ait varlıkların kıtlığı çocuklar açısından sağlıkla ilgili risklere de yol açabilir. Temiz içme suyu bulunmaması, çocukların üretkenliğini ve okul devamlılığını etkileyen hastalıkların kaynakları arasındadır. Ormansızlaşmadan kaynaklanan yakacak kıtlığı, kadınları ot ve tarımsal ürün artığı gibi ısı değeri düşük yakıtlar kullanmaya zorlamaktadır. Yakacak odunun kendisi dumanla ilgili rahatsızlıklara yol açarken, başka yakıtlar kullanılması çocukların dumanlı mutfaklarda oynama ve çalışma riskini artırmaktadır.
Birçok bölgede, ademi merkeziyetçi topluluk ormancılığı yönetimi, özellikle yoksul aileler söz konusu olduğunda bu sorunları azaltmamış, tersine daha da ağırlaştırmıştır. Örneğin Güney Asya’da kendileriyle görüşülen yeni oluşturulmuş topluluk ormancılığı yönetim kurulları, murad edilen kapsayıcılık ve demokratiklik olmasına karşın, genellikle, orman kaynaklarından yararlanılmasında kadınların ve çocukların gereksinimlerini pek az dikkate alan kişilerden oluşmaktadır. Bu kurullardan birçoğu ormanlara girilmesini yasaklamıştır. Bu yasak ormanların yeniden canlanmasına katkıda bulunmakla birlikte, kadınların ve özellikler kızlarının yakacak ve yem bulmak için harcadıkları zamanı artırmış ya da onları çocukların iş yükü, sağlığı ve eğitimi açısından olumsuz sonuçlar veren düşük kaliteli yakıtlar kullanmaya zorlamıştır.
Özetle, kadınların gerek tarım arazisi ve konut başta olmak üzere özel varlıklara, gerekse orman gibi topluluk varlıklarına erişimi, birçok durumda, başta kızlar olmak üzere çocukların yaşamını, sağlığını, eğitimini ve fiziksel güvenliğini belirleyen temel etmenlerden biri durumundadır. Dolayısıyla, kadınların bu varlıklara erişiminin sağlanması, genel olarak kalkınma, özel olarak da yoksullukla mücadele stratejilerinin başlıca amaçları arasında yer almalıdır.
Erişim, çeşitli yollardan iyileştirilebilir: Kadınların ebeveynlik ve evlilik gereği mülk sahibi olma haklarının artırılması; devlet tarafından yapılan transferlerden kadınların ve erkeklerin bireysel ya da ortak tapu yoluyla eşit biçimde yararlandırılması; ve grup halindeki kadınlara toprağa ve konuta erişim imkanları tanınması gibi. Kuşkusuz bu liste tam değildir ve gerek devletin gerekse toplumların kadınların çeşitli varlıklara erişimini sağlayacağı başka yollar da olabilir. Bunun gibi, kadınların ve çocukların ormanlar ve su kaynakları başta olmak üzere topluluk kaynaklarına erişimi, kadınların bu kaynakların yönetiminde yer almalarını gerektirmektedir. Kadınların tarım arazisine, konuta ve toplum kaynaklarına erişimlerinin artırılması çocukların esenliğini de doğrudan etkileyecek, gerek evde gerekse toplumda çocuklara daha fazla destek olan ortamların yaratılmasına katkıda bulunacaktır.
Dr. Agarwal Delhi Üniversitesi Ekonomik Büyüme Enstitüsü Profesörü, aynı zamanda ödül alan ve hayli geniş yankılar uyandıran Kendi Tarlası Olmak: Güney Asya’da Toplumsal Cinsiyet ve Toprak Mülkiyet Hakları başlıklı kitabın (Cambridge Üniversitesi Yayınları, 1994) yazarıdır. Dr. Agarwal’ın ayrıca yoksulluk, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, mülkiyet hakları ve çevre yönetimi gibi alanlarda yayınlanmış birçok makalesi bulunmaktadır. Kendisi halen Uluslararası Feminist İktisatçılar Derneği Başkanı ve Uluslararası İktisat Derneği Başkan Yardımcısıdır.
Önceki sayfa
|
Sonraki sayfa
Yardımcı menü’ye atlayınız yada listeden bir seçeneği seçiniz ▼
DÜNYA ÇOCUKLARININ DURUMU 2005, Çocukluk Tehdit Altında
Bu sayfada [Panel 2.3, Word 109KB] veya [2. Bölüm, PDF 927KB] tam metnini indirebilirsiniz.